![]() |
|
![]() |
| Tesettür - Bas Örtüsü Örtünme ile Alakali Konular Yazilar ve Buna Benzer Söylesiler |
| Tags: ile, ortunmek2, takva |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() |
Örtü; takva ile
örtünmektir Peki, çalışmak, iş hayatına atılmak, sosyal hayata, dışarıdaki bu rahat yaşama ayak uydurmaya çalışıp, helâl–haram gözetmeden, kadın–erkek demeden oturabilen, çalışabilen, yemeğe, davete katılabilen bu hanımlar Nur sûresinin 31. âyetini hiç okumamışlar mı, duymamışlar mı, yoksa inkâr mı etmektedirler ya da onlara tüm bunları açık ve net bir şekilde gönül rahatlığıyla yapmalarına müsaade verecek bir âyet mi inmiş, bir hadis–i şerif mi zikredilmiş? Söyler misiniz bana bugüne kadar, bu konuda hangi büyük âlim fetva vermiştir? Doğru, fetva verenler de yok değil; sapıtmış ve saptırılmış bir şekilde… Hem de Allah (c.c.)u Teâlâ'nın âyetine muhalif olacak şekilde… Biz, burada onları tek tek sayacak değiliz. Ki zaten onların kim olduklarını bu konuya ehemmiyet veren her kişi bilmektedir. Daha da önemlisi her şeyi görüp gözeten Yüce Rabbimiz onları bizden daha iyi görmekte ve ne yapmak istediklerini bizden daha iyi bilmektedir ve elbet soracaktır bunların hesabını… Diyelim ki, bu hayatı tercih eden bir hanım, bugün iyi bir meslek için, makam–mevki için başörtüsünden, dininin emir ve yasaklarından, inancından, imanından tavizler vererek göstermiş olduğu çaba ve hırsının sonunda iyi bir meslek edindi ve erkeklerle kadınların aynı mekânı aynı anda paylaştığı bir işyerinde çalışıyor. Sırf burada çalışabilmek için evvela tesettüründen vazgeçti ve "iş" dedi, "ekmek parası" dedi, "çocuğumun okul masrafları" dedi ya da "daha iyi bir yaşam" dedi… Ha! Parantez arası deyip bir de şöyle düşünen hanımlarımız var: "Ben özel bir şirkette veya işyerinde tesettürümden taviz vermeden kapalı olarak çalışıyorum." diyorlar. Olsun! Onu da böyle işe alsınlar, çalışsın. Peki, ama bunlar tesettürün sadece saçını kapamakla hallolacağını mı zannediyorlar? Oysaki taktıkları başörtülerinden ziyade "Takva elbiseleri"nden mahrum kaldılar: "Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bunlar, Allah (c.c.)'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belâya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık."(2) Âyet–i kerimede açık bir ifadeyle belirtilmiştir. Allah (c.c.)u Teâlâ bizleri örtecek olan elbiseyi, vücudumuzu korumak ve örtmek sebebiyle ve bunun haricinde süs vermek için dış elbiselerimizi yaratmıştır. Bu elbiselerin bedenlerimizi örtmesinin yanında bir de "takva elbiseleri" vardır ki o da bizlerin mânevî yönlerini koruyan, güçlendiren, maddî olan duygu ve düşüncelerden uzaklaştıran, kötü ve çirkin tüm düşüncelerden arındıran, sakındıran bir elbisedir. Biz, bu âyetten anlamaktayız ki, örtünmek ne kadar önemliyse, takva elbisesiyle örtünüp bu ikisini birleştirmek, yani hem bedenimizi hem de ruhumuzu Allah (c.c.)'ın istediği gibi örtmek daha da önemlidir. Bir kadının el, ayak, yüz hariç, örtmesi gereken yerleri örttükten sonra dikkat etmesi gereken önemli noktalar vardır. Üzerine giydiği elbisenin, inceliği, şeffaflığı, uzunluğu, kısalığı, dar ya da geniş olması konusundaki ayrıntılara dikkat etmelidir. İncecik, daracık bluzlar, kısa ve yırtmaçlı etekler, tesettürün altına giyilmiş pantolonlar veya yarım örtülmüş başörtülerin kendilerini Allah (c.c.)'a ulaştıracağını mı zannediyorlar? Allah (c.c.)'a ulaşmak takva sahibi olmaktan geçer. Takva yolunu ise, imanımıza ve İslâmın şartlarına, emir ve yasaklarına uyarak bilinçli bir Müslüman hâline gelip o şekilde yaşamaya başladığımız an, Allah (c.c.) yolunda O'nun istemediği, haram kıldığı, sevmediği şeylerden uzaklaşarak Rabbimizin katında O'nun rızasına ve rahmetine ulaşırız. Cahiliyet devrinde kadınlar başlarına bir başörtüsü alıp erkeklerle beraber otururlardı, günümüzde olduğu gibi. Ezvac–ı Tahirat da (Peygamber Efendimiz'in hanımları) cahiliyet devrindeki kadınlar gibi olmasınlar diye Hz. Ömer, kadınların bu hâline üzüntü duyup Peygamber Efendimiz'e gelerek: "Ya Resûlullah! Namahrem kimselerin Ezvac–ı Tahirat ile oturmaları iyi değildir. Bunlara kapanmaları ve ayrı durmaları için emir buyurunuz." dedi ve bu sözleri tekrar etti. Peygamber Efendimiz hiçbir şey söylemeyip Allah (c.c.)u Teâlâ'dan izin gelmesini bekliyordu. Hicretin dördüncü yılı Zilkade ayına kadar kadın ve erkekler arasında bu cahiliyet âdeti devam etmişti. Bu tarihten itibaren Hicab âyetleri nazil oldu ve iki çeşit tesettür farz kılındı: 1.Akıl baliğ olduktan sonra bütün vücudunu örtmek (el,ayak ve yüzler hariç). Resûlullah buyuruyor ki: "Kadın büluğ çağına erince elleri ve yüzü dışında başka yerlerinin başkasına görünmesi helâl olmaz"(3) "Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü'min kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler! Hep birden Allah (c.c.)'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz."(4) 2. Şeriatın kabul edeceği gereklilik olmadıkça evlerinden çıkıp yabancı erkeklerin arasına karışmamak. Asıl gelinen nokta nedir? Günden güne artan bir çoğunluk var. Kendini kurban eden, tesettüründen taviz veren topluluğa her gün bir yenisi ekleniyor. Âdeta "Biz bu kaderi yaşamak zorundayız." diye koşup geliyorlar. Küfre, şirke bulaşıyor o masum kızlarımız. Bu acı, hepimizin acısı. Bugünkü kurbanlar bizim için bir tecrübe olmuyor mu? İllâ yaşamak mı gerek bu acıyı tatmak için, bir yanlışı anlamak için, günahın, günah olduğunun bilincine varmak için. Lütfen! Suçlu aramayın! İsyan etmeye hiç hakkınız yok. Elinizi vicdanınıza koyun ve gerçek bir imanla bu hakikati görmeye çalışın: SİZE KİMSE ZORLA BAŞINIZI AÇTIRAMAZ! Eğer siz istemezseniz kimse size başınızı zorla açtıramaz. Doğru değil mi? Aksini ispat edecek olan var mı? Fazla söze ne hacet… Âyet–i kerimeler, hadis–i şerifler ışığında bu konuyu tekrarın tekrarı da olsa dilimizin döndüğünce izah etmeye, anlatmaya çalıştık. Nasibi olan varsa, bir söz yeter. Şunu da unutmayalım ki, tüm yasakları, dayatmaları hiçe sayarak "Beni yaratan, beni herkesten çok iyi bilen ve seven Yüce Yaratıcım, benden başımı örtmemi, ziynet yerlerimi teşhir etmememi istedi. O hâlde bu benim için farzdır. Allah (c.c.)'ın bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, O'nun benim için seçip–beğendiğine razı ve teslim oldum." Yaratılmışların değil; yaratan Rabbinin emirlerine teslim olup hareket eden ve bu uğurda yeri geldiğinde inancını daha iyi yaşamak için sahâbe gibi hicret eden tesettürlü kızlarımız da var. "Anne–baba, toplum, şunlar– bunlar–onlar ne der?" diye düşünmeden örtünen, bunun kendisi için farz olduğunun bilincine vararak aynı zamanda takva elbiselerini de giyinen ve Allah (c.c.)'ın has kulları olmak isteyen kızları da var bu ülkenin. Allah (c.c.)'ın yasakladığı sınırları değil; kendilerini (Hâşâ) Allah (c.c.) zannedenlerin yasaklarını aşıp hicret ederek (ki geçen ayki yazımızda da değindiğimiz gibi, hicret, Allah (c.c.)'ın sevmediği, yasakladığı, haram kıldığı her şeyi terk etmektir) okuyan, ilim tahsil eden kızlarımız da var. Unutmayalım ki, okumak üniversite değildir! Okumak, Peygamber Efendimiz'e gelen ilk vahiydeki gibi "Allah (c.c.)'ın adıyla" başlayan ilimleri okumaktır. Beni böylesine cüretkâr konuşturan husus da işte budur: İki yıl üniversite hayatını yaşamış bir bayan olarak tecrübelerimle seslenmekteyim, üniversitelerimizin okuma, ilim tahsil etme yeri olmadığını. Hayatımın o iki yılını zindana çeviren üniversitedeki günlerimi hatırlıyorum da, okula girerken başımı açmak için titreyen ellerimi örtüme götürdüğümde hıçkırıklara boğularak çareyi kaçmakta bulurdum. Ben bir üniversiteyi geride bırakmıştım, ailemin çok sert tepkilerine rağmen. Terk etmiştim ve kendi çapımda bir hicreti gerçekleştirmiştim. İşte ne kazandıysam ondan sonra kazanmıştım. Beni bugün bu seviyeye getiren, dinimi, imanımı, inancımı, yaşantımı ve her ne kadar az olsa da arttırmaya çalıştığım ilmimi o günden sonra başlamıştım yükseltmeye. Kendi şahsımdan hareketle tekrar söylüyorum ki: BİZE KİMSE ZORLA BAŞIMIZI AÇTIRMIYORDU. Açan da bizdik… Karşı koyan da… Bugüne kadar bu konuda birçok kişi, çok şey söyledi, çok şey anlattı ve yazdı. Hâlâ çözüme kavuşamadı. Kavuşması da beklenemez. Bu ülkenin ve milletin durumu, bu konudaki duyguları ve bu konuya karşı hassasiyetleri değişmedikçe, konunun ehemmiyetine dikkat edilmedikçe ve de özellikle bu işin içinde olan biz Müslüman kadınlar ve kızlarımız samimi bir duruş sergilemedikçe, bir yandan başörtüsünü savunup, diğer yandan yasakçılara boyun eğerek örtülerini açmaya devam ettikçe bu sorun, sorunlar zinciri oluşturmaya devam edecektir. Suçlu aramaya, birilerini yargılamaya hiç gerek yok. Ortada bir suçlu varsa o da kendini Müslüman zanneden bizlerden başkası değildir. Şunu çok iyi anlamak zorundayız: Biz kendimizdekini değiştirmedikçe, Allah (c.c.) da bizde olanları değiştirmeyecektir. |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|