Tasavvuf ıstılahında tarikata giren bir müridin muayyen bir zaman sonra şeyhinin emriyle insanlardan uzaklaşarak tekkelerin halvet bölümlerinde bir süre inzivâ hayatı yaşaması, kendini tamamiyle Hakk’a ibâdete vermesidir. Halvetin gayesi kalbden mâ-sivâyı çıkarmak, gönlü ağyârdan temizlemek, Hakk’ın sayısız nimetlerini düşünüp kendinden geçmektir. Çile ise, Farsça kırk anlamına gelen ‘çihil’ kökünden alınmış, Arapça’da ‘erbaîn’ karşılığı kullanılan bir kavramdır. Çile ve halvet, müridin fıtratındaki sivri noktaları törpülemek için yapılan fiilî sabır telkînidir. Sâlikin genellikle kırk gün süreyle şeyhinin gözetiminde loş bir mekânda az yemek, az uyumak, az konuşmak ve zikirle meşgul olmak sûretiyle kendini ibâdete vermesidir. Halvet ve çilenin kırk gün olması, Kur’an’da anlatılan Hz.Musâ’nın Allah’tan vahiy aldığı Tur-i Sînâ’da kalış süresiyle alâkalıdır (bk. el-A’râf, 7/142).
--------------------------------------------------------------------------------