![]() |
|
![]() |
| Serbest Kürsü Başlık Açacak Forum Mu Bulamadınız? Buyrun Burası Size Göre. |
| Tags: kalpler, kirilamayan |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() |
Kalbimde kırılmadık yer kalmadı.
Çatlaklardan kan fışkırıyor damar damar. Kan ağlatanlara rahmet! Gönlüm kaynayan bir mağma. Mağmada taş olmaz ki kırılsın. Taşlar bile orada eriyikten ibaret. En büyük korkum taşlaşmak! Taşlaşmış bir kalpten korkuyorum. Taşlar dahi ALLAH’tan korkar. Ben ise korkmayan bir kalp korkuyorum. ALLAH’tan korkmayan kalp, taş bile olamaz. Başkasından değil, ALLAH’tan korkmayandan korkulur. ALLAH’tan korkan insan ise hiçbir şeyden ve kimseden korkmaz. O sebeple korkmadan, çekinmeden yazıyorum ve haykırıyorum: Dostlar artık kalbimi kır(a)mıyorlar. Vurula vurula darmadağın, ezile ezile toz duman olduğundan mıdır? Yoksa kırıla kırıla kırılmama dayanıklılığına ulaştığından mıdır? Kalbin kırıl(a)mama sınırı mı bu? Kalp kazanında âb-ı hayat kanı kaynadıkça can bedende durmaya devam eder, yoksa uçar gider. Bundan daha kötüsü ise, sıcaklığın düşmesine paralel olarak gönül mağmasındaki aşk kanı da pıhtılaşır, hatta donar, katılaşır, taşlaşır. Kırılmalar da oradan başlıyor nitekim. Sertlik, kırılmaya mahkûmdur zaten. Kalpleri kıran talihsizlere söyleyecek sözüm yok, yeter ki kırılan talihli kıblesinden dönmesin. Ben kırıl(a)madıktan sonra kim ne yapabilir ki! Kendimi bile şöyle böyle idare edebilen ben, hangi kimseye söz geçirebileceğim de sözlerimle dillerini susturayım, fiillerine mani olayım. En selametli yol, kendime hâkim olmamdan geçiyor. Beni düşündüren, sâlihlerin dualarını kaybetmek! Salihlerin kalplerinde gözüm vardı, fakat baktım ki çok pahallılar, elde etmek zor, kaybetmek pek kolay. Sevgisini en ucuza veren ALLAH! Kurbanı olduğum ALLAHım, acaba beni kalben bağlandığım dostlarımdan kopararak bana Kendini mi fark ettiriyor, beni Kendine mi davet ediyor, kendi yanında bir kurban mı kılmak istiyor, bir bilebilseydim… Bedenî/cismânî kalpte kanın pıhtılaşması kalbin atışlarında bir aritmi, bir aksaklık, bir tıkanıklık, hatta ölüm sebebi olduğu gibi, ruhânî/manevî kalpteki günahlar da bir kasvet, bir gaflet, bir katılık, bir karanlık ve hatta imansızlık sebebidirler. Kuluna sevgi ve merhametinden harekete geçen Zât-ı ulûhiyet, kulun kalbindeki katılığı, tövbe gözyaşlarıyla, inâbe iniltileri, evbe çığlıkları, pişmanlık ateşi ve şevk ü iştiyak oksijeniyle yumuşatıp kendi iradesiyle eritmesini murad buyurur. Fakat eğer kul buna muvaffak olamazsa bu kez rubûbiyet-i ilahiyesiyle o kulun kalbindeki katılığı gidersinler diye çevresindekileri onun üzerine sevkeder; söz ve fiilleriyle o katılığı, sertliği, taşlanmışlığı kırar, un-ufak eder, toz zerrelerine dönüştürür ve nihayet geriye kırılacak hiçbir yeri kalmamış bir kalp bırakır. Bu aşamadan sonra kişinin o tozları eritmesi daha kolay ve daha rahat olacaktır. Şimdi bizi çok kıran şahıslara bir helallik borcumuz var mı, yok mu? Yok! Bizi kırdıran Mevlâ’mıza var mı? Çok! Kıranlar ve küstürenler karşılarında bir kırılan ve küsen bulabilecekler mi? Hayır!.. Ben kırılıp küsmedikten sonra balyozların kalbime inip kalkmasından ne zarar var, yarardan başka? Balyozların varlığından şikâyetim ancak kendilerini yıpratmalarına matuf olur. Kırılganlığım, alınganlığım ve zayıflığım vahşileri, cânileri ve zâlimleri bana saldırmaya sevk ediyormuş, cesaretlendiriyormuş, ne gam!.. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanın ALLAH’tan başka kimden korkusu olabilir ki! Artık bundan sonra ne deseler alınmayacağım, kırılmayacağım, darılmayacağım, küsmeyeceğim, kaçmayacağım ama susacağım, gül gibi. Dün nerde isem, bugün de aynı yerde, yarın da inşALLAH aynı çizgide ve dimdik duracağım. Seveni de, döveni de, söveni de seveceğim. Değil mi ki ALLAH yaratmış… Değil mi ki ALLAH diyor!.. Değil mi ki ALLAH izin veriyor!.. Değil mi ki bir şaşar bir beşerdir!.. Çektiklerimden elde ettiğim hayat tecrübesi şu: İnsan dişinin varlığını ağrıdığında fark ediyor, kalbini de acıdığında. Acı çektikçe ruhumuzun varlığını hissediyoruz. Bizi kendimize getiren acılardan şikâyet de niye? Neticesi itibariyle beni kemâle ulaştıran zulümlerden iradem yettiğince şikayet etmeyeceğim, hatta onlara dilime hâkim olup “zulüm” de demeyeceğim, “adalet-i ilahiye” diyeceğim. Bilakis kendimi ve kendime zulmümü ALLAH’a şekvâ edeceğim. Hakiki anlamda sitem yok, serzeniş yok, telehhüf yok, teessüf yok… Rıza var, hoşnutluk var, sevgi var, saygı var, vefa var… ALLAH’ım sen bu isteği muradına, bu niyeti de fiiliyatına erdir ve rahmetinle muvaffak eyle… Vesselam… Ebuzer Gülter |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|