![]() |
|
![]() |
| Tags: fayda, gun, sefaatin, vermeyecegi |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
Üyelik tarihi: Oct 2009 Mesajlar: 219
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 3
![]() |
Allah-u Teâlâ insanları kıyamet günü ile uyarıp, babanın oğluna, oğulun babasına hiçbir şey ödeyemeyeceği kıyamet gününden korkmalarını ve sakınmalarını, insanları yoldan çıkarmaya yemin eden şeytana aldanmamalarını Âyet-i kerime’sinde emir buyuruyor:
“Ey insanlar! Rabb’inize karşı gelmekten sakının. Babanın oğluna, oğulun babaya hiçbir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Allah’ın vaadi şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, aldatıcı şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi yoldan çıkarmasın.” (Lokman: 33) Şeytan insanlara vaadde bulunur ve onlara ümit verir. Oysa şeytanın vaadi aldatmaktan başka bir şey değildir. Diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise, daha hayatta iken malı ile bedeni ile ibadet ve taatte bulunarak geleceklerini teminat altına almaları için çalışmalarını tavsiye buyurmaktadır: “Resul’üm! İnanan kullarıma söyle: Namazı kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmayacağı gün gelmezden önce kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak etsinler.” (İbrahim: 31) O gün herkes kendi derdini düşünür, nefsani bir meyil ile birbirinin imdadına koşamazlar. “O gün dostun dosta hiç bir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.” (Duhan: 41) Orada hiçbir dostluğun, dostun yoktur. Azabı hak eden kimse, bir dostun dostluğu ile bağışlanmayacaktır. Birinin günahını diğeri yüklenip yükünü azaltmadığı gibi, birisi diğerinin cezası ile azap görmez. Herkes kendi halini düşünmeye başlar. Evlât atasına fayda veremediği gibi, o da evlâdına hiçbir yardımda bulunamaz. Sımsıcak dostluklar hep gerilerde kalmış, hiçbir fayda sağlamaz olmuştur. Şu kadar var ki, sırf Allah için kurulan dostluklar ahirette de devam eder. Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor: “Dostlar o gün birbirine düşmandır, takvâ sahipleri müstesna!” (Zuhruf: 67) Takvâ sahipleri dünyada birbirleriyle candan dost oldukları gibi, orada da en samimi dostturlar. “Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki O Aziz’dir, çok merhametlidir.” (Duhan: 42) Böyle zatlar yardıma nâil olurlar, diğer müminlere de yardım ve şefaat edebilirler. Müminlerin birbirlerine şefaat edebileceklerine dair Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar: “Sâlihlerden bir çok dostlar edininiz. Zira sâlihlerden her fert kıyamet gününde şefaat etmek için izinlidir.” (Câmiu’s-sağîr) Şu halde birbirlerinden yardım göremeyecek olanlar kâfirlerdir, müminler değil. Hayırlı bir dosttan mahrum kalanlar, Âyet-i kerime’ye göre ahirette bunun hasretini hayıflanarak şöyle dile getirecekler: “Şimdi artık bizim ne şefaatçimiz var, ne de sıcak bir dostumuz.” (Şuarâ: 100-101) Allah-u Teâlâ’nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve ıyâlinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır. Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor: “Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır.” (Abese: 34-35-36-37) Sadece kendisinin nasıl kurtulabileceğini düşünür. Tek düşündüğü şey kendi canının kurtulmasıdır. “Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. O gün Allah onlarla aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Mümtehine: 3) Bu kaçmak istediği kimselerle dünyada iken çeşitli bağlarla bağlı idi. Onlardan ayrılmayı ve kaçmayı aslâ düşünmezdi. Fakat karşılaştığı dehşet ve gürültü pek büyük olduğu için, bütün bu bağları koparıp atmaktadır. O huzurda hiç kimse: “Bu benim oğlumdur, kızımdır, babamdır, annemdir! Benim yüzümden günah işlemiştir!.. Onun yerine bana ceza verin!.” gibi sözler söylemeye cesaret edemez. Halbuki bu dünyada bir babanın ve annenin evlâdına karşı şefkatinin ne derece olduğu malumdur. Orada ise evlâdının üzerinden çok az bir şeyi dahi ceza olarak kendi üzerine alamayacağı, kendi derdine derman bulamayanın, başkasının derdine derman bulamayacağı da şüphesizdir. Bu hususta Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor: “Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler: Vallahi biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü biz sizi âlemlerin Rabb’i ile bir seviyede tutuyorduk. Bizi ancak o günahkârlar saptırdı. Şimdi artık bizim ne şefaatçimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de inananlardan olsak!” (Şuarâ: 96-97-98-99-100-101-102) Allah-u Teâlâ’nın âhiret âleminde cereyan edecek olan bu gibi hadiseleri Kuran-ı kerim’inde ayniyle beyan buyurması vicdanlarda derin izler bırakmaktadır. Bu acı sahneler bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir. Âyet-i kerime’lerin devamında şöyle buyuruluyor: “Şüphesiz ki bunda bir ibret var, fakat yine çokları inanmazlar.” (Şuarâ: 103) “Rabb’in ise şüphesiz ki Aziz’dir, engin merhamet sahibidir.” (Şuarâ: 104) Kâfirleri cehennemde azaplandırması izzetinin, müminleri cennete koyması da merhametinin tecellisidir. Düşmanlarından intikamını alır, dostlarını ihsan ve ikramlarına garkeder. |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|