![]() |
|
![]() |
| Tags: belirli, bir, omur |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() |
Allah-u Teâlâ'nın sonsuz hikmetlerini ihtiva eden iradesinin gerektirdiğine göre, insanların her birine belli bir ecel tayin ve taksim etmiştir.
Âyet-i kerime'sinde buyuruyor: "Aranızda ölümü biz takdir ettik. (Ne zaman öleceğinizi belirleyen biziz.)" (Vâkıa: 60) İnsanların hayat süreleri değişik değişiktir. Kimi uzun kimi kısadır. Büyük küçük, genç ihtiyar hiç kimse belirlenmiş olan vakti gelmeden ölmez. Vakti gelince de bir dakika tehir olmaz. "Ve bizim önümüze geçilmez." (Vâkıa: 60) Hiç kimse O'nu iradesinden alıkoyamaz. Her dilediğini dilediği şekilde yapar. Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor: "Ömrü uzayanın ömrünün uzaması, ömrü kısalanın ömrünün kısalması kitapta (Levh-i mahfuz'da) yazılmıştır." (Fâtır: 11) Ömrünün uzaması veya kısalması muhtelif sebeplerle olur. Meselâ Levh-i mahfuz'da "Filân kimse şu hayırlı işi yaparsa ömrü altmış, eğer o işi yapmazsa kırk beş sene olacağı" yazılıdır. Fakat bu sebeplere nispetle uzama veya kısalma olması, kullara göredir. Yoksa ilm-i ilâhiye göre değildir. Çünkü ilm-i ilâhi'de değişme olmaz. "Şüphesiz ki bu da Allah'a göre çok kolaydır." (Fâtır: 11) Çünkü Allah-u Teâlâ Fâil-i mutlak'tır, vasıtaya muhtaç değildir. Kullarının iyiliğine olan her hususta birçok sebepler ve vasıtalar yaratmıştır. "O sizi çamurdan yaratmış, sonra da size bir ecel takdir etmiştir. Bir de O'nun katında belli bir ecel vardır. Böyle iken siz hâlâ şüphe edip duruyorsunuz." (En'âm: 2) Hiçbir şey tesadüf değildir. Her biri mutlaka ilm-i ilâhide takdir edilmiş ve Levh-i mahfuz'da yazılmış olarak meydana gelir. Bütün bunlar Allah-u Teâlâ'ya göre çok kolaydır. O'na göre öldükten sonra diriltmek de kolaydır. "Allah eceli gelince hiçbir canı geri bırakmaz. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." (Münafikûn: 11) Eceli geldikten sonra hiç kimseye mühlet vermez. Geri bıraktığı takdirde daha önceki durumundan daha kötüsüne dönecek olanı da, sözünde samimi olanı da en iyi bilen ve ondan haberdar olandır. Binaenaleyh faydasız zamanda çare aramaya muhtaç olmamak için, ecel gelmeden önce ahiret tedarikine bakmak gerekiyor. Her kim olursa olsun insanoğlundan hiçbir ferde Allah-u Teâlâ bu dünyada ebedi kalmayı nasip etmemiştir. Âyet-i kerime'sinde buyurur ki: "Resul'üm! Biz senden önce hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?" (Enbiyâ: 34) Milletlerin Ölümü: Devlet ve milletlerin de fertler gibi takdir edilmiş belli ömürleri vardır. Fertler doğduğu, büyüdüğü, ihtiyarladığı, sonunda da öldüğü gibi; devletler de kurulur, gelişir ve nihayet Allah-u Teâlâ'nın takdir ettiği gün gelince yıkılıp tarihe karışır. Fertler gibi, bunların da bazıları uzun ömürlü, bazıları ise kısa ömürlü olur. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde buyurur ki: "Biz hiçbir memleketi yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın. Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de ondan geri kalır." (Hicr: 4-5) Gerek arazisini yerin dibine geçirip batırmak, gerekse halkını yok etmek veya başka âfetlerle helâk edilen memleketlerin hiçbiri körü körüne, tesadüf olarak helâk edilmiş değildir. Her biri Allah-u Teâlâ'nın hikmeti gereğince takdir edilip, Levh-i mahfuz'da yazılmış şaşmaz yazısı gereğince helâk edilmişlerdir. Binaenaleyh şimdiki küffar kavimler de kendileri için mukadder olan zaman gelince, bütün şevketlerine rağmen lâyık oldukları âkıbete kavuşmuş olacaklardır. Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor: "Hiçbir millet ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir." (Müminûn: 43) İlâhi takdiri hiç kimse bozmaya kâdir değildir. "Her ümmetin (hayatlarının son bulacağı) belirli bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçebilirler." (Yunus: 49) (Bakınız. A'râf: 34) Onun her hükmü zamanında meydana gelir. Ceza zamanı geldiğinde ise hiçbir surette tehir edilmez. Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime'sinde zulümlerine rağmen kullarına bir zamana kadar ruhsat verdiğini, süre dolunca da bu ruhsatı ellerinden alacağını haber veriyor: "Eğer Allah zulümleri yüzünden insanları cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar geciktirir. Süreleri dolunca da, ne bir an geri kalabilirler ne de ileri geçerler." (Nahl: 61) Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde yahudilerin yeryüzünde iki defa bozgunculuk yaptıklarını ve bunun karşılığı olarak da başlarına gelen felâketleri bir ibret numunesi olarak haber veriyor: "İsrailoğulları'na Kitap'da: 'Siz yeryüzünde iki defa fesat çıkarıp bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz.' diye bildirdik. Birinci bozgunculuğunuzun ceza vakti gelince üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketin her köşesini kontrollerine alacaklar, evlerin aralarına girip sizi araştıracaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir. Bunun ardından sizi o istilâcılara tekrar galip getireceğiz. Mallar ve oğullarla size yardım edecek, sayınızı artıracağız." (İsrâ: 4-5-6) "İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İkinci bozgunculuğunuza karşı vaadedilen cezanın vakti erişince; yüzlerinizi kararta kararta kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi yine girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri, mahvetmeleri için tekrar göndereceğiz. Umulur ki Rabb'iniz size merhamet eder, acır. Eğer dönerseniz, biz de döneriz. Cehennemi kafirlere bir zindan kılmışızdır." (İsrâ: 7-8) ![]() ![]()
|
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|