iSLami Forum,iSLam Forum,Dini Forum,Dini Konular » iSLam Konuları » Islami Konular Ve Kaynaklar » Yaratan yaratılan ilişkisi açısından namaz
kayit ol

Tags: , ,

Yaratan yaratılan ilişkisi açısından namaz


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 11-20-2010, 11:37 AM   #1 (permalink)
isLamForumLari.COM
 Muhasebe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Apr 2010
Mesajlar: 125
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 3
Muhasebe is on a distinguished road
Standart Yaratan yaratılan ilişkisi açısından namaz


Metafizik âlemin varlığı olan Rab ile fizik âlemin varlığı olan kul arasındaki bağlantıyı sağlamada başvurulan en önemli vasıtalardan birisi namazdır. Namaz, yaratıcı ile kurulan tabiatüstü ilişkinin belli söz ve davranış kalıpları çerçevesinde ortaya konulmasıdır. Gerek sözlü rükünler, gerekse bedensel vaziyet alış açısından namaz bireyin isteği dışında bir içeriğe sahiptir. Namaz esnasında gerçekleştirilen edimlerden hiçbirisini ferdin kendisi icad etmiş değildir. Namaz kılarken yapılan bütün hareketlerin ve söylenen sözlerin, namazın gereği olan bir yanı vardır.

Namaz vasıtasıyla kul. Allah'a olan bağlılığını, sevgi ve saygısını, şükran ve minnettarlığını, yakınlığını, samimiyetini, teslimiyetini; aklını, kalbini, dilini, bedenim kullanmak suretiyle ifade etmeye çalışır. Böylece Allah'ın alâmet, işaret ve delillerini doğrudan doğruya kavrama, algılama, ilâhî kudretle sezgisel ve duygusal ilişki kurma imkânı bulur. Kısacası kul, namazda bir tür dinî tecrübe yaşar.

Namaz kılan kimsenin en yoğun şekilde yaşadığı dinî tecrübenin Kur'ân dilindeki adı "Huşû"dur.

"Sabırla, namazla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, Allah'a saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir." (1) Gönülden içtenlikle Allah'a itaat eden kimse için namaz zevkli bir yükümlülüktür. (2) Gerçek mü'minin namazda yaşamış olduğu bu dini tecrübe bazen korku duygusuyla izah edilmeye çalışılmış, (3) bazen de alçak gönüllülük olarak yorumlanmıştır. (4)

Namazın rükûnlarmdan secdeye işaret edilen bir âyette huşu olgusundan şöyle söz edilir: "Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'ân onların derin saygısını artırır." (5) Secde halindeyken onlarda Kur'ân'in tesiriyle kalb yumuşaklığı ve göz yaşı kendisini gösterir. (6)

"Huşu" kavramı korku, üıperti gibi içsel bir duyguyu ifade ettiği gibi, sakin olma, başka bir şeye ilgi göstermeme gibi bedensel bir duruma da işaret eder. (7) Müminler de namaz kılarken Yüce Allah'tan korkar kendilerini alçaltır, gözlerini, secde yerinden ayırmaz bir tutum içerisine girerler. (8)

"Felaha ulaştı o müminler, ki onlar namazlarında saygıdadırlar." (9) Eğer kalpte huşu varsa bu mutlaka bedene yansır. Bu durumda huşu, namazın kurallarına uymak, elbiseyle, vücûdun bir yeriyle oynamaktan, başka şeylere yönelmekten, gerinmekten, esnemekten, gözleri kapamaktan, elbiseyi sarkıtmaktan, parmak kıtlatmaktan, parmakları birbirine geçirmekten ve benzer edimlerden sakınmaktır. (10)

Allah'ın ululuğu ve yüceliği tecrübesini yaşayan insan, O'nun karşısında eksik, zayıf ve yetersiz olduğunu farkeder. Allah sevgisi ve korkusunun beraberce bulunduğu bir çekinme ve sakınma havası içerisine girer. Allah'a karşı derin bir saygı ve alçak gönüllülük hissi besler. O'na duyduğu edep ve saygının dışında hiçbir duyguya iltifat etmez. Benliğini bir ürperti sarar, baş eğme duygusu kaplar. Yüce Allah'ın celâlini, azametini hissetmek, O'nu ta'zîm etmek, yüceltmek ister. Kendini en büyük arzu ile en büyük korku arasında bulur. Yaşadığı bu kuvvetli his ve heyecan tutum ve davranışlara da yansır. Namaz kılarken yapılan hareketler sunî, yapmacık şeyler değildir. Kökleri, kalpte, belirtileri bedende olan eylem-, lerdir.

Namaz aynı zamanda Allah'a olan bağlılığımızın bir ifadesidir.

Erich Fromm, insanın varoluşundan kaynaklanan ihtiyaçlar arasında "köklülük ihtiyacı ve bir yönelim dayanağına duyulan ihtiyac"a (11) dikkat çeker. İnsan doğal kökenim arar. Dünyanın tamamlayıcı bir parçası olmak, birine ya da bir yere ait olduğunu hissetmek ister. Bağlanma ihtiyacını sağlıklı bir biçimde doyuma ulaştıran vasıtalardan birisi namazdır. Namaz, kişinin sonsuz yüce bir kuvvete yönelmesi, güvenmesi, sığınması, teslim olması demektir. Namaz, mü'minin en büyük sığınağı, huzur kaynağıdır. Rab ile kul arasına gerilmiş sağlam bir iptir. Mü'min bu ipe tutunarak kendini güvence altına alır. Bu olgu Kur'ân'da "Kunût" kavramıyla ifade edilir.

"Namazları ve orta namazı koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah' m huzuruna durun." (12) Âyette Allah'a tam bağlılıkla eda edilen namazdan söz edilmektedir. (13)

Kul, ibadetleri yerli yerince yapmakla, Allah'ı gerçekten sevdiğini ispat etmiş olur. Böylece Allah ile beraber olur, O'nun sevgisini hisseder. İnsanın temel gereksinimlerinden olan sevgi duygusu en üstün şekliyle ilâhî sevgide gerçekleşir. İlâhî sevgiye ulaşmanın en sağlıklı yollarından birisi de namazdır. Namaz, Allah sevgisini doğurur, Allah sevgisi namaza yöneltir.

Kulun Allah'ı sevmesi, onun Allah'a yaklaşma çabasının bir yansımadır. "Kul nafile ibadetlerle Allah'a yaklaşmaya devam ederse Allah da onu sever." (14) İbadet, Allah'a yakınlığın sebeplerinden biri olurken, sevgi köprüsünün kurulmasını da sağlar. Farzların edasından sonra, nafile ibadetlerle de meşgul olanlar Allah'ın sevgisine lâyık olurlar.

Hakkıyla eda edilen namaz Allah'a yakınlık sebebidir. Namaz kılmamak da uzaklaşma sebebi. Bundan dolayı Allah: "Rabbine secde et ve yaklaş!" (15) buyurur. Namazın rükûnlarından biri olan secde Allah'a yaklaşmanın yollarından birisi olmaktadır.

İnsan, kendi beşerî tabiatını aşma eğilimi gösterir. Transandans ihtiyacı (16) diye isimlendirilen bu eğilimin karşılık bulmasında namazın rolü yadsınamaz. Namaz aşkın bir varlık olan Allah'ı hatırlatır, insanı, Allah'ın müteâl olduğu bilincine ulaştırır. (17) Namazda Allah'ı teşbih eden kul, böylece O'nun aşkınlığı şuurunu her zaman canlı tutmuş olur.

".... Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabb'ini överek teşbih et; gece saatlerinden bir kısmında ve gündüzün etrafında da teşbih et ki memnun olasın!" (18) Allah'ı överek teşbih etmek, beş vakit namazı edâ etmektir. (19) Güneş doğmadan önce sabah namazı, güneş batmadan önce ikindi namazı, gece boyunca yatsı namazı kılınmalıdır. Öğle ve akşam namazları ise, gündüzün iki ucundadır. (20)

Beş vakit namazı konu edinen (21) âyetlerden birisi de şudur: "Öyle ise, akşama girdiğiniz zaman da, sabaha erdiğiniz zaman da teşbih Allah'ındır. Göklerde ve yerde, günün sonunda da, öğleye erdiğiniz zaman da lıamd O'na mahsustur." (22) Teşbih zahirî manada Allah'ı her türlü olumsuzluktan tenzih etmek ve bütün müsbet şeylerle onu övmektir. (23) Namazda Allah'ı teşbih eden kul O'nu her türlü kemal ile muttasıf ve her çeşit eksiklikten uzak, aşkın bir varlık olarak tasavvur eder.

Namazın kulun benliğine yerleştirdiği ve devam ettirdiği duygulardan biri de şükürdür. Kul güzel bir usul ve uygun sözlerle Rabb'ine duyduğu şükran ve minnettarlığı namaz aracılığıyla ortaya koyar. Şükür, nimeti verene karşı memnuniyet ve minnet duyguları beslemek ve bunu saygılı bir şekilde ifade etmektir. Şükreden, nimet sahibini unutmamaya, onu devamlı hamd ve teşekkürle anmaya çalışır. Namazda kul, verdiği nimetlere karşılık Allah'a şükretme imkânı bulur.

"Ey Muhammedi Biz sana Kevser'i verdik. Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve nahret." (24) Yani ey peygamber, Rabb'in sana o kadar büyük iyilik yaptı, o kadar büyük nimet verdi ki, şimdi onun için namaz kıl, kurban kes. (25) Allah namaz kılması suretiyle Peygamber'in şükretmesini istiyor. Namaz, şükür ediminin bütün unsurlarını ihtiva eden bir ibadettir. (26) Nitekim Hz. Peygamber yorgunluktan ayaklan şişene kadar gece namazı kılardı. Niçin böyle yapıyorsun ey Allah'ın Resulü, geçmiş ve gelecek bütün günahların affolundu, denildiği zaman şöyle cevap vermişti: "Ben şükredici bir kul olmayayım mı?"(27) Her beşer gibi şükran hissi taşıyan Hz. Peygamber, bu duyguyu namazda Allah'a karşı fazlasıyla yaşıyordu.

Namazın en önemli gayesi insanı Allah'ın huzuruna götürmesidir. Namaz sayesinde insan Allah'ı kendisinde şuurlaştırır. Allah'ı şuuruna yerleştirebilen kimse, devamlı O'nunla beraber, O'nun huzurunda, O'nun gözetiminde olduğu bilinciyle yaşar. Allah'ı şuura yerleştirmek, ancak O'nu hatırlamak, anmak, zikretmek suretiyle gerçekleşir. Namaz Allah'ı anma ve zikretme vasıtalarının en başında gelir. Namaz sayesinde Allah'ı şuura yerleştirme faaliyeti yerine getirilmiş olur.

"Muhakkak ben, (evet) ben Allah'ım. Benden başka tanrı yoktur. Yalnız bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl." (28) Namaz, Allah'ı hatırlatır. Kalb ve dil O'nu anmakla meşgul olur. (29) İnsanlar Allah'tan gafil olmasınlar, Allah'ın kulu olduklarını akıllarından çıkarmasınlar diye namaz farz kılınmıştır. (30)

"Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma!" (31) âyetinde geçen "Rabb'ini an" ifadesi "namaz kıl, anlamına geldiği gibi, "Allah'ı hatırda tut" anlamına da gelir. (32) Zikir olgusu, Kur'ân okumak, dua etmek, Allah'ı teşbih etmek ve benzer edimleri içine alır. (33)

Huşu, bağlılık, sevgi ve yakınlık, aşkınlık şuuru, şükür, devamlı Allah'ı hatırda tutma bilinci gibi yaratan yaratılan ilişkisinde yaşanan tecrübelere aynı zamanda beden de eşlik eder. Namazda şekil ve mana birlikteliği söz konusudur. Kişi namazda yaşadığı dinî tecrübeyi içsel dinamikleriyle, diliyle ve bedeniyle birlikte gerçekleştirir.

İnsan Allah'a karşı hissetmiş olduğu bütün duygu ve yönelişleri bunun için uygun düşen kalıplaşmış hareket ve davranış sistemleri aracılığı ile ortaya koyar. Ardında derin ve gizli manalar taşıyan bu şekil ve kalıplar sembolik bir tarzda düzenlenmiştir. İbadetin şekil yönü onun muhtevasının ve manasının yaşanmasında doğrudan bir etkinliğe sahiptir.

Namaz kılan kişinin niyeti, içinde bulunduğu ruh hali, algılayış tarzı namazın şekil ve kalıp yönünün gerektirdiği mana ve içeriğe uygun düşmediği takdirde şekil ve mana bütünlüğünden söz edilemez.

"Şu namaz kılanların vay haline, ki, onlar namazlarından gaflet ederler. Onlar gösteriş yaparlar." (34) âyetinde şekil mana bütünlüğüne dikkat çekilir. Burada sözü edilen kimselerin namazlarından gafil olmaları, onların, namazı formalite gereği, isteksiz kıldıklarını gösterir. Allah'ı anmak gibi bir niyetleri yoktur. Namazda okuduklarının bilincinde değillerdir. Kalpleri başka şeylerle meşguldür. Namazı sadece şekil olarak kılarlar. Hiç bir şekilde gönülden Allah'a yönelmezler. (35)

Namazda biçimsel olarak ilk vaziyet alış "Kıbleye yönelmek" (36) tir. Kıbleye dönmede gerekli titizliği göstermek, Allah'a yönelişin açık bir temsilidir. Namaz kılan kişi zihinsel olarak ve bütün içsel dinamikleriyle Allah'a yönelip, kendisini Allah'ın huzurunda duran ve O'na her şeyiyle teslim olan birisi gibi hisseder.

Namazın önemli biçimsel, rükûnlarından birisi de ayaklar üzerinde durup dikilmektir. Kıyam adı verilen bu vaziyet alış esnasında kul Allah'ın ululuğu ve yüceliği tecrübesini yaşar, alçak gönüllülük, huşu ve huzur içinde saygı ve minnettarlığını sunar.

"Namazları ve orta namazı koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzuruna durun." (37) "Geceleyin kalk; yalnız gecenin birazında uyu." (38) Bu âyetlerdeki "kalk", "Allah'ın huzurunda durun" emri genel olarak namaza kalkılması için yapılan bir emir olmanın yanında, özel olarak, namazda ayakta durulacağına işaret eder.

Kul Allah'ın huzurundan içten bir teslimiyet, derin bir alçak gönüllülük duyarak ayakta namaza durur. Allah'ın yüceliği karşısında başını saygıyla öne eğer, sakin ve dengeli bir tavırla O'nun huzuruna çıkar.

Allah'a duyulan saygının biraz daha ileri seviyesi olarak niteleyebileceğimiz "rükû", Allah'ın yüceliği karşısında aczini ve zayıflığını itiraf eden, Rabbine karşı son derece saygı beslediğini ortaya koyan bir kulun vaziyet alışını sembolize eder. Kul, Rabbinin huzurunda eğilmek suretiyle O'na duyduğu sonsuz sevgi ve bağlılığı ispat etmeye çalışır.

"Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber eğilin." (39) Burada rükû alçak gönüllüllük gösterme ve boyun eğme manasına gelir. (40) Kul içinde taşıdığı bu duygulan, biçimsel olarak rükû vaziyeti almak suretiyle dışarıya yansıtır.

"O mü'minler namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve onlar rükû edenlerdir." (41) Ayette sözü edilen rükû namaz rüküşüdür. Müminler bu vaziyette büyüklenmeden, huşu içerisinde bağlılıklarını arzederler. (42)

Allah'a yakın olma gibi içsel dinamiklerin biçimsel ifadesi olan "secde"den daha önce bahsetmiştik.

"Böylece namazdaki beden vaziyet ve hareketleri, zihinde oluşmaya başlayan dinî duygu, düşünce ve tasavvurların yönünü belirlemek suretiyle, bedenin ruh üzerine etkisini sağlayıcı ve artırıcı bir sistem olarak rol oynarlar."
Muhasebe isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Sistem Bilgisi ve Linkler Site Durumu