![]() |
|
![]() |
| Tags: sirk, zulum |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() Üyelik tarihi: Oct 2009 Mesajlar: 554
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 10
![]() |
Lokman Aleyhisselâm kendisine insanların en sevimlisi olan oğluna nasihat ve vasiyette bulunmuş, şirkin büyük bir zulüm olduğunu hatırlatarak sözlerine başlamıştır: "Oğulcuğum! Allah'a şirk koşma, doğrusu şirk koşmak çok büyük bir zulümdür." (Lokman: 13) Zulüm; adaletsizce davranmak, bir şeyi hakkından mahrum etmek, vazifeyi ehil olmayana vermek demektir. Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür. Çünkü o kimse yaratılışında, zâhir ve bâtın her türlü nimetlerle rızıklanışında hiçbir ortaklığı bulunmayan varlıkları; kendisini yoktan yaratan ve kendi mülkünde yaşatan Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmaktadır. Bundan daha büyük adaletsizlik, bundan büyük zulüm olamaz. Bu zulmün cezası olarak da: "Onların çoğu iman etmişlerdir, fakat müşrik olarak yaşarlar." (Yusuf: 106) Âyet-i kerime'si mucibince müşrik olarak yaşamaktadırlar. Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre: "İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte emniyet onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır." (En'âm: 82) Âyet-i kerime'si nâzil olduğu zaman bu, Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı'na çok ağır gelmişti. "Hangimiz imanını zulümle karıştırmaz ki!" dediler. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "Bu sizin söylediğiniz gibi değildir. Lokman'ın: 'Oğulcuğum! Allah'a şirk koşma, doğrusu şirk koşmak çok büyük bir zulümdür.' dediğini işitmiyor musunuz?" buyurdu. (Müslim: 124) İman-ı Kâmil: Lokman Aleyhisselâm oğluna Allah-u Teâlâ'yı tanıtmaya çalıştı. En gizli hâlleri bilmenin O'na mahsus olduğunu; zâhir ve bâtın, büyük ve küçük hiçbir hadisenin, hiçbir haberin O'ndan gizli kalamayacağını; ezelî ve ebedî ilmi ile, olmuş ve olacak her şeyi en iyi şekilde bildiğini; iyilik yapanları mükâfatlandıracağını, kötülük yapanları cezalandıracağını hatırlatarak şöyle buyurdu: "Oğulcuğum! Yapılan iyi veya kötü bir iş hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu mutlaka çıkarır, Allah her şeyden haberdardır." (Lokman: 16) Bu bilgi ve iman insanın hayatını düzene sokar, iç ve dış dünyasını tanzim ettirir. Kişi attığı her adıma, ağzından çıkan her söze dikkat eder. Nitekim diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor: "Biz kıyamet günü adalet terazileri kuracağız. Hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan bir iyilik hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir tartıya koyarız.Hesap görücü olarak biz yeteriz." (Enbiyâ:47) "Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür." (Zilzâl: 7-8) Namaz: Lokman Aleyhisselâm oğlunu şirkten sakındırıp, azamet-i ilâhînin her şeye tesirini, ilminin her şeyi ihâta ettiğini beyan ettikten sonra; Rabb'ine ibadet etmesini, O'na şükretmenin ve kulluk vazifesini yerine getirmenin ilk basamağı kabul edilen namazı kılmasını tavsiye etti: "Oğulcuğum! Namazı kıl!" buyurdu. (Lokman: 17) Kalpleri tenvir, ruhları tasfiye eden namaz; yalnız ümmet-i Muhammed'e değil, geçmiş ümmetlerin hepsine de farz kılınmıştı. Şu kadar var ki, keyfiyetleri başka başkadır. Emr-i Bil-mâruf Nehy-i Ânil-münker: Başkalarını da kemâle ulaştırmak, istikamete götürmek için; iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmasını emir buyurdu: "İyiliği emret, kötülükten vazgeçir! Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan!" (Lokman: 17) Bu kolay bir vazife değildir. Bu vazifeyi yapanların başlarına birtakım musibetler ve sıkıntılar gelmesi mümkündür. Bu sıkıntılara sabretmek lâzımdır. Bir de şu var ki, bu vazife cesareti ve metaneti gerektiren işlerdendir. Malını ve canını o yolda fedâ edenlerin işidir, korkak kimselerin harcı değildir. Nitekim Âyet-i kerime'nin nihayetinde: "Çünkü bunlar azmedilmeye değer işlerdendir." buyuruluyor. (Lokman: 17) İnsana Saygı: Lokman Aleyhisselâm nasihat ve vasiyetlerine devam ederken; insanları Allah yoluna dâvet etmenin edebini oğluna anlattı: "İnsanları küçümseyip yüz çevirme!" buyurdu. (Lokman: 18) Halka yol göstermek, Hakk'a dâvet etmek, yanlışlıklarının giderilmesini hatalarının düzeltilmesini sağlamak, onların üzerinde üstünlüğü ve böbürlenmeyi gerektirmez. Bu vazifeyi ifâya memur olanların tevâzu kanatları daima yerdedir, herkes basar da geçer. Kendisini herkesten küçük görür, herkese değer verir. Tevâzu müminin şiârıdır. İnsanları küçük görmemek, onlara karşı büyüklük taslamamak bir emr-i ilâhîdir. "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah kendini beğenip övünen ve böbürlenen kimseleri aslâ sevmez." (Lokman: 18) Kibriyâ ve azamet Allah-u Teâlâ'ya mahsustur, büyüklük ve ululuk ancak O'na yakışır. Kula yakışan tevâzudur, alçak gönüllülüktür. Allah-u Teâlâ insan haysiyetini ayaklar altına alan büyüklenmekten, kendini beğenip başkalarından üstün görmekten kullarını sakındırmak için diğer Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor: "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin." (İsrâ: 37) Tevazu ve Vakar: Lokman Aleyhisselâm oğlunu böbürlenerek yürümekten nehyederken, en güzel yürüme tarzını da açıkladı. Ne çok çabuk, ne de çok yavaş gitmemesini, ölçülü hareket etmesini öğütleyerek: "Yeryüzünde mütevâzi ol!" buyurdu. (Lokman: 19) Bir kimsenin kibir ve gururu yürüyüş biçimine de akseder. Takvâsı olmayan bir zenginlik, sahibini gururlu hâle getirir. Âmirlik, ilimde yükselmek, kuvvetli olmak, herhangi bir dalda tanınmış olmak... gibi şeyler o insanı gururlu bir hâle getirir ve bu hâl yürüyüşünde de kendini gösterir. Diğer taraftan tevâzu gösterisi yapanlar da vardır. Onun kendini beğenmesi, gösterişe kaçan bir tevâzu hâlini alır ve yürüyüşüne yansır. Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-, başı önünde omuzları düşmüş, süklüm-püklüm yürüyen bir adamı gördüğünde: "Başını kaldır da yürü, İslâm âcizlik değildir." diyerek celâllenmiştir. Âciz ve hasta gibi yürüyen bir başkasını görünce de: "Ey sefil! Dinimizi lekeleme!" buyurmuştur. Yürürken lüzumsuz yere tevâzu gösterisinde bulunmanın dindarlıkla bir ilgisi yoktur. Söz ve Ses: Lokman Aleyhisselâm'ın, oğlunun şahsında bütün beşeriyete öğüt ve tavsiyeleri devam ediyor. Buyurdu ki: "Söz söylerken yavaş sesle söyle! Şüphesiz ki seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." (Lokman: 19) Lüzumsuz yere sesini yükseltenler, ölçüsüz konuşanlar netice itibarı ile eşeklere benzetilmiştir. Ayrıca o, Allah katında buğza uğramıştır. Bu hususta âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm beşeriyete en büyük numunedir. Son derece fasih söz söyler, gayet açık ve külfetsiz konuşurdu. İstenirse kelimeler birer birer sayılabilirdi. Herkesin aklına ve idrakine göre söz söyler, dinleyenin idrâki karışmazdı. Az kelime ile çok şey anlatırdı. Lüzumsuz yere konuşmaz, söze lüzum görmedikçe sükunet hâline bürünürdü. Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz Medine-i münevvere'nin en büyük Tâbiî âlimlerinden yeğeni Urve -rahmetullahi aleyh-e: "Bir şey anlatacağım, bilmem sana hayret verir mi?" buyurmuş, sonra sözlerine şöyle devam etmiştir: "Buraya Ebu Hüreyre geldi. Odanın şu tarafına oturdu. Sözüne hiç ara vermeksizin mütemadiyen, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-den bahsedip haber veriyor ve bunları bana duyurmak istiyordu. Halbuki ben nafile namaz kılıyordum. Ben ibadetimi bitirmeden kalkıp gitti. Eğer ibadetimi tamamlayıp da kendisine yetişebilseydim, onu böyle fâsılasız söz söylemekten men edecektim. İyi bil ki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sizin sözünüzü zincirlediğiniz gibi birbirine ekleme söz söylemiş değildir." (Tecrîd-i sarîh: C. 9, sh. 278) |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|