Ticaret, para ve emtia diliyle, her şeyin dizgini elinde olan Zât'a rızık adına müracaatta bulunmaktır. Bu müracaat mutlaka yapılmalıdır ama; isteklerin yerine getirilme işinin O'na ait olduğu da unutulmamalıdır. Teknik ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, gelecek adına ticaret ve O'nun vaad ettiği şeylerin rolü, tahminlerin üstünde büyük olacaktır. Hatta hükümet ve iktidarlar, O'nun vesâyası altında günyüzüne çıkacak ve O'nun desteğiyle varlıklarını devam ettireceklerdir.
Her şeyde olduğu gibi, ticaret ve zanaatta da ilim ve ihtisasın ehemmiyeti büyük olmakla beraber, bilhassa bu iki mesleğin çıraklık esasına dayandığı da asla hatırdan çıkarılmamalıdır. Kitaplarda anlatılan nice mes'eleler vardır ki, mahir bir kalfa ve çıraklıktan gelme bir ustanın maharet prizmasından geçmedikten sonra kat'iyyen tatbikat bulamaz.
Ticaretin ruhu; doğruluk, emniyet, yaşanan devri idrâk, müşteriye karşı fevkalâde nazik ve terbiyeli davranmaktır. Bu hususların birinde kusur eden, ticaretin ruhunu hırpalamış, dolayısıyla da kendi kazanç yollarını tıkamış sayılır.
Tâcirler, zanaatkârlar tatlı dilli, güler yüzlü, oldukça mütevazı, sözlerinde sabit ve asla usanmaz, üşenmez olmalıdırlar. Hemen her meslek erbabı için çok ehemmiyetli olan bu hususlar, halkla içli dışlı olmaları ve onların menfaat ve zararları ile alâkadar bulunmaları itibarıyla bu iki sınıf için daha da önemlidir.
İşyerlerini, alışılagelenden, her gün bir saat önce açıp bir saat sonra kapatanların, ayları otuz beşe, seneleri de dört yüz yirmi güne ulaşır. Tabiî, imkân elverdiği ölçüde aynı işyerlerinde gerçek vazifenin de ihmale uğramaması şartıyla... (Ölçü veya Yoldaki Işıklar-2, s. 55-58)