![]() |
|
![]() |
| Tags: imtihni, kurban |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() |
Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-, Bâbil’den Şam’a giderken:
(99)وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ (100)رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ “«Ben Rabbime gidiyorum;67 O bana doğru yolu gösterecek! Rabbim, bana sâlihlerden bir evlâd ver!» demişti.” (es-Sâffât, 99-100) Burada, kalbden, yâni iç âlemden en yüce dosta doğru bir vuslat yolculuğunun yapıldığına işâret vardır. Devam eden âyet-i kerîmelerde Hazret-i İsmâîl’in müjdelenmesi ve kurban edilmesi hâdisesi şöyle anlatılır: (101)فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (102)فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ (103)فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ (104)وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ (105)قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (106)إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ (107)وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ (108)وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ (109)سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ (110)كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (111)إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ “İşte o zaman, Biz O’na hilim sâhibi bir oğul müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince (babası): «Yavrucuğum, rüyâda seni kurban ettiğimi görüyorum; bir düşün, ne dersin?» dedi. O da cevâben: «Babacığım, sen emrolunduğun şeyi yap! İnşâallâh beni sabredenlerden bulursun!» dedi. Her ikisi de teslîm olup, (İbrâhîm) onu alnı üzerine yatırınca: «Ey İbrâhîm, rüyâyı gerçekleştirdin. Biz ihsân sâhiplerini böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok ağır bir imtihandır.» diye seslendik. Biz oğluna bedel O’na büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında O’na (iyi bir nam) bıraktık: «İbrâhîm’e selâm olsun!» dedik. (İşte) Biz ihsân sâhiplerini böyle mükâfâtlandırırız. Çünkü O, bizim mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 101-111) Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-, Hacer vâlidemiz ile İsmâîl -aleyhisselâm-’ı Mekke’de bıraktıktan sonra, Sâre vâlidemizin yanına dönmüştü. Arada bir, onların yanına uğruyordu. Bir seferinde Mekke’de bir rüyâ gördü. Rüyâsında, âyette buyrulduğu gibi İsmâîl -aleyhisselâm-’ı kurban ediyordu. İbrâhîm -aleyhisselâm- rüyâ şeytânî mi, Rabbânî mi diye şüphelendi. Ancak aynı rüyâ üç gün devam etti. Bu günler, hac mevsiminin tevriye, arefe ve bayramın birinci günü idi. Bir rivâyette İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Allâh, bana bir oğul verirse, onu kurban edeceğim!” demişti. İşte bu sözü sebebiyle imtihâna tâbî tutulmuştu. İbrâhîm -aleyhisselâm-, Rabbinden gelen ilâhî emir üzerine Hacer vâlidemize, oğlu İsmâîl’i yıkamasını ve güzel kokular sürmesini; O’nu bir dostuna götüreceğini söyledi. Hazret-i İsmâîl’e de yanına bir ip ve bıçak almasını tenbih etti ve: “–Oğlum, Allâh rızâsı için kurban keseceğim!” dedi. Arafatta hacıların vakfeye durduğu yere doğru yol almaya başladılar. Bu sırada şeytan, insan kılığında Hacer vâlidemizin yanına geldi ve O’na: “–İbrâhîm, oğlunu nereye götürüyor biliyor musun?” dedi. O da: “–Dostuna götürüyor.” cevâbını verdi. Şeytan: “–Hayır, kesmeye götürüyor.” dedi. Hacer vâlidemiz: “–O oğlunu çok sever!” diye mukâbele etti. Şeytan devamla: “–Allâh emrettiği için boğazlayacakmış!” deyince Hacer vâlidemiz: “–Eğer Allâh -celle celâlühû- emretti ise güzel bir şeydir. Tevekkül ederiz.” dedi. Şeytan, Hacer vâlidemizi aldatamayınca İsmâîl -aleyhisselâm-’ın yanına gitti. Bu sefer de O’na sordu: “–Baban seni nereye götürüyor biliyor musun?” İsmâîl -aleyhisselâm-: “–Dostunu ziyârete.” dedi. Şeytan: “–Hayır, seni kesmeye götürüyor. Rabbinin kendisine böyle emrettiğini zannediyor!” dedi. Bunun üzerine Hazret-i İsmâîl: “–O emretmiş ise, bunu seve seve yerine getiririz!” diyerek şeytanı kovdu. Onu taşladı. Şeytan İsmâîl -aleyhisselâm-’ı da kandıramamıştı. Bu sefer İbrâhîm -aleyhisselâm-’a döndü: “–Ey ihtiyar! Oğlunu nereye götürüyorsun? Şeytan seni rüyâda kandırmış! O rüyâlar şeytânîdir.” dedi. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Sen şeytansın! Hemen yanımızdan uzaklaş!” dedi. Eline yedişer tane taş aldı ve şeytanı üç ayrı yerde taşladı. İşte hacda kıyâmete kadar rükün olarak devâm edecek olan şeytan taşlama, bu şekilde başladı. Bu hâl, onların tevekkül ve teslîmiyetlerinin bir nişânesi olarak ümmete numûne oldu. İbrâhîm -aleyhisselâm-, İsmâîl -aleyhisselâm-’la birlikte Mina’dan Arafat’a doğru giderlerken semâdaki melekler oldukça heyecanlandılar. Hayretle birbirlerine: “Sübhânallâh! Bir peygamber bir peygamberi kurban etmeğe götürüyor!” dediler. İbrâhîm -aleyhisselâm-, oğlu Hazret-i İsmâîl’e bu işin hakîkatini anlattı: “–Ey oğlum! Rüyâmda seni kurban etmekle emrolundum.” dedi. İsmâîl -aleyhisselâm-: “–Babacığım, bunu sana Allâh mı emretti?” diye sordu. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Evet!” dedi. Bunun üzerine İsmâîl -aleyhisselâm-: “–Babacığım! Sen emrolunduğun şeyi yap! İnşâallâh beni sabredenlerden bulacaksın!” dedi. Canını fedâ etmeye hazır olduğunu bildirdi. Babasını ferahlatan bu ifâdelerden sonra da: “–Ey babacığım! Nemrûd seni ateşe attığı zaman sabrettin. Allâh -celle celâlühû- senden râzı oldu. Ben de kurban edilmeye râzıyım. İnşâallâh beni sabredici bulacaksın. Senden ayrılınca Rabbime; dünyâ nîmetlerinden ayrılınca Cennet’e kavuşacağım! Benim üzüntüm, elinle kurban edeceğin evlâdının acısını hayat boyu unutamamandır. Ey babacığım! Keşke daha evvel bildirseydin de annemle de vedâlaşsaydık!” dedi. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Oğlum, annenin îtirâzından çekindim!” dedi. O sırada İsmâîl -aleyhisselâm-, henüz yedi veya onüç yaşlarındaydı.68 Rivâyet edildiğine göre: “Allâh Teâlâ, İbrâhîm -aleyhisselâm-’a yer ve gökleri gösterdiği vakit, İbrâhîm -aleyhisselâm-, Allâh’a karşı isyân etmekte olan birini gördü. Ve Allâh’a onu helâk etmesi için duâ etti. Allâh Teâlâ, onu helâk etti. Başka bir âsîyi gördü. Onun için de bedduâ etti. O da helâk oldu. Bir başka isyânkârı daha gördü; onun da helâk olmasını diledi; o da helâk oldu. Böylece birkaç kişi helâk edildi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, İbrâhîm -aleyhisselâm-’a şöyle vahiy buyurdu: “–Ey İbrâhîm! Muhakkak Sen duâsı müstecâb bir kimsesin! Kullarımın helâki için Bana duâ etme! Zîrâ onların benim yanımda üç husûsiyeti vardır: 1. Kul, yaptıklarına belki tevbe eder; Ben de tevbesini kabûl ederim. 2. Veya onun zürriyetinden Beni zikredecek bir nesil çıkar. 3. Yahud da kıyâmet günü istersem onu affederim, istersem cezâlandırırım.” Beyân edilir ki, Allâh Teâlâ’nın İbrâhîm -aleyhisselâm-’a oğlunu kurban etmesini emir buyurmasının bir sebebi de, yukarıdaki hâdisede olduğu gibi Hazret-i İbrâhîm’in âsî kullara karşı az merhametli bulunmasıdır. Diğer bir rivâyette şöyle zikrolunur: وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ “Böylece Biz, İbrâhîm’e semâvât ve arzın hükümranlığını, acâib ve garâibini gösterdik.” (el-En’âm, 75) buyrulduğu vechile İbrâhîm -aleyhisselâm-, her gece göğe çıkarılırdı. Yine bir gece semâya çıkarılmıştı. Kötü ameller işleyen bir günahkârı gördü ve şöyle dedi: “–Ey Allâh’ımız! Bu adam Sen’in rızkını yiyor, Sen’in arzın üzerinde yürüyor ve buna rağmen yine de emirlerini yapmıyor. Onu helâk et!” Allâh Teâlâ da o kimseyi helâk etti. Başka bir günahkârı gördü, onun da helâkine duâ edince kendisine şöyle nidâ olundu: “–Ey İbrâhîm! Kullarımın helâki için bedduâ etmekten vazgeç! Onlara mühlet vererek yavaş yavaş davran! Çünkü Ben onların isyânlarını dâimâ görüyorum da yine helâk etmiyorum!” İbrâhîm -aleyhisselâm-, yere indiğinde Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen rüyâ kendisine gösterildi. Evlâdının büyük bir teslîmiyet içerisinde: «Emrolunduğunu yerine getir babacığım!» demesinden sonra Halîlullâh, oğlunu kesmek için hazırlandı ve eline bıçağı alarak şöyle söyledi: “–Ey Allâh’ım! Bu benim oğlumdur. Kalbimin meyvesidir ve bana insanların en sevgilisidir.” Bu arada şöyle bir nidâ işitti: “–Sen benim kulumun helâk olmasını istediğin geceyi hatırlıyor musun? Senin oğluna şefkatli olduğun gibi, Ben’im de kullarım için şefkatli ve merhametli olduğumu bilmiyor musun? Sen Ben’den kulumu helâk etmemi istemiştin. Şimdi Ben de Sen’den oğlunu kesmeni istiyorum!” (Ramazanoğlu M. Sâmî, İbrâhîm -aleyhisselâm-, s. 44-46) Allâh’ın emri üzerine kurban edilecek olan İsmâîl -aleyhisselâm-, İbrâhîm -aleyhisselâm-’a şöyle dedi: “–Ey babacığım! Birkaç talebim var: 1. Ellerimi ve ayaklarımı iyi bağla ki can acısı ile çırpınıp bir kusûr etmeyeyim. 2. Eteklerini topla ki, üzerine kanım sıçramasın. 3. Bıçağın bileyli olsun ki, can vermek kolay olsun! Hem de senin işin çabuk görülür. 4. Bıçağı çekerken yüzüme bakma! Belki babalık şefkati ile merhamet gösterirsin de dayanamayıp Allâh’ın emrini geciktirirsin. 5. Gömleğimi anneme götür! Tesellî bulsun! Ona; «Oğlun şefâatçi olarak Allâh’a gitti.» dersin!” İbrâhîm -aleyhisselâm-, bu sözleri dinlerken gözlerinden yaşlar boşandı. Çok ağladı ve: “–Yavrucuğum sen bana Allâh’ın emrettiği şey hakkında ne güzel yardımda bulundun!” dedi. Sonra ellerini açarak: “Yâ Rabbî, bana bu hâlimden dolayı sabır ver! İhtiyarlığım sebebi ile bana rahmet et!” diye duâ etti. İsmâîl -aleyhisselâm- da: “Yâ Rabbî, bu işte bana sabır ve tahammül ver!” diye duâ etti. İsmâîl -aleyhisselâm- daha sonra: “–Babacığım, gök kapıları açıldı. Melekler hayretler içinde Allâh’a secde ediyorlar: «Yâ Rabbî, senin rızân için bir peygamber bir peygamberi kesmek üzere… Sen onlara merhamet et!» diye niyâz ediyorlar.” dedi. Ardından: “–Babacığım, muhabbetin şartı, emri geciktirmemendir! Haydi emrolunduğunu yerine getir!” diyerek babasına metânet verdi. İbrâhîm -aleyhisselâm-, İsmâîl -aleyhisselâm-’ı yatırdı: “–Ey yavrucuğum! Kıyâmete kadar sana vedâ olsun! Tekrar görüşmek kıyâmette olur!” dedi. Bıçağı kuvvetlice İsmâîl -aleyhisselâm-’ın boğazına çekti. O anda Allâh Teâlâ, Cebrâîl’e: “–Yetiş! Bıçağı çevir!” buyurdu. Cebrâîl -aleyhisselâm-, bir anda Sidre’den gelip bıçağı çevirdi. İbrâhîm -aleyhisselâm- ise, yine kuvvetlice bıçağı çekti. Bıçak bu sefer de kesmedi. Allâh -celle celâlühû-: “İbrâhîm, gerçekten rüyâsını tasdîk etti. Sadâkat gösterdi.” buyurdu. Ardından emr-i ilâhî ile Cebrâîl -aleyhisselâm-, o anda Cennet’ten bir koç indirdi ve tekbîr getirdi: İbrâhîm -aleyhisselâm-, bu tekbîri işitince mukâbelede bulundu: İsmâîl -aleyhisselâm- da: dedi. Böylece arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar devâm eden “teşrık tekbîri” tamamlanmış oldu. Baba-oğul şükür hâlinde evlerine döndüler. Hacer vâlidemiz ile İsmâîl -aleyhisselâm- kucaklaştılar. İbrâhîm -aleyhisselâm- da tekrar Sâre vâlidemizin yanına döndü. İbrâhîm -aleyhisselâm- ateşe atılarak nefsinden, kurban emri ile de evlâdından imtihan görmüş, tevekkül ve teslîmiyeti, O’na her iki imtihanı da kazandırmıştı. Sıra servetten imtihana geldi. Bir rivâyete göre İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın 12.000 hayvandan oluşan sürüleri vardı. Bu sürüleri koruyan pek çok da muhâfız köpeği vardı. Dünyâya râm olanları tahkîr için köpeklerin boyunlarına altından tasma taktırırdı. Cebrâîl -aleyhisselâm-, insan kılığında geldi: “–Bu sürüler kimin?” diye sordu. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Rabbimin. Ben de emânetçisiyim!” dedi. Cebrâîl -aleyhisselâm-: “–Bana satar mısın?” dedi. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Rabbimi bir kere zikret üçte birini, üç kere zikret; tamamını vereyim!” dedi. Cebrâîl -aleyhisselâm-: dedi. İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Al, hepsi senin, al, götür!” dedi. Cebrâîl -aleyhisselâm-: “–Ben meleğim, alamam!” dedi. Bunun üzerine İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Sen meleksen, ben de “Halîl”im. Verdiğimi geri alamam!” dedi. Nihâyet İbrâhîm -aleyhisselâm- sürüleri sattı. Geniş bir arâzî aldı. Onu müslümanların istifâdesi için vakfetti. Böylece vakıf,69 İbrâhîm -aleyhisselâm- ile başlamış oldu. Allâh’ın Halîl’i olan İbrâhîm -aleyhisselâm-, Allâh için bütün servetini bir anda fedâ ederek malından da imtihan vermiş, “gerçek dost” (Halîl) olduğunu ispat etmişti. İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın bu husûsiyeti âyet-i kerîmede şöyle beyân edilmiştir: وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ “Bir zaman Rabbi, İbrâhîm’i birtakım kelimelerle (emir ve yasaklarla) imtihan etmiş, İbrâhîm de onları tamâmen yerine getirmişti…” (el-Bakara, 124) ![]() ![]()
|
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|