Cenab-ı Hakk’ın insanlara olan fazl ve keremi, lûtf ve ihsanı, bazen o insanların liyakatlarına bakarak, bazen de liyakat gözetilmeden verilir. Allah fazlından dilediğine dilediği kadar ihsan eder. O, bazı insanlara, ekstradan çok büyük lûtuflarda da bulunur. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz böyle bir lûtfa mazhar olmuş; yektâ bir Nebi’ye, seçkin bir ümmet olarak gelmiş ve o Nebi’nin kendilerine emanet ettiği vazifeyi bihakkın yerine getirmiş, o mazhariyete şükürlerini eda ederek yeni lûtuflara kapılar aralamışlardır.
Allah Teâlâ, bugüne kadar bize de pek çok lûtuf ve ihsan bahşetmiştir. Onca sıkıntıya, dalâlet karanlıklarına rağmen, O’nun engin rahmet ve inayetiyle çok kısa zamanda mahmur vicdanlar uyarılmış, milyonlarca insan imanını aksiyona dönüştürmüş ve bir yeni destan yazmaya durmuştur. Dünyanın dörtbir yanında kendine rağmen yaşayan, etrafına insanlık dersi veren, her haliyle Allah’ın şahidi aydın simalar, renk renk çiçekler olarak yeryüzünü bir gülistana çevirmişlerdir.
Üzerimizde bulunan her şeyi Allah’tan bildiğimiz ve bunu hep hatırda tuttuğumuz takdirde -inşaallah- bir kısım tehlikelere düşmekten kurtulur ve emniyet içinde ötelerin sahillerine ulaşırız. Yoksa, Allah muhafaza nimetleri göremez hale gelir, nankörlüğe düşeriz de, bu kötü hal Allah’ın lûtfettiği nimetlerin kesilmesine sebebiyet verir. Ya Rabb! Biz kendimizi değiştirmedikçe Sen bizi değiştirmez; biz nimetleri Senden bilip şükrettikçe Sen onları eksik etmezsin. Nimetlerini gönüllerimize duyur ya Rabbi. Bizi şükreden kullarından eyle. Amin. Osman Şimşek