![]() |
|
![]() |
| Hayatımızın içinden Konular Hayatimizizda yasananlar,ve etkilendiklerimiz... |
| Tags: arasinda, ates, isimle |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
|
![]() Gerçeğin yanılabilirliğini farkettiğimde,yer ve gök bir bilinmeze doğru uzanırken korktum kendimden ve ismi anımsadım Her hayatın bir başka hayatı barındırdığını gördüm içindeOysa hayatları tek tek yaşamak bizi zorluyordu ve fazla içinde kalıyorduk yaşamın Oysa varlığımızdan, benliğimizden, kendimizden koptuğumuz anda başlıyordu hayat Oysa elimizin altında duran bir yolu vardı başka bir hayata açılan kapıyı bulmanın ve bilinmezin, tatmadığımızın ve duymadığımızın kelimelerle tarife dökülemeyen buğusuna dokunmanın Bir aşk kelimesi vardı,bir de okumak… Aşk da ne çok benziyordu bir kitaba Alemi okumak, insanı okumak, dünyada Tanrıyı okumak gibiydi Canlıların suretinde ALLAH’ı hatırlamak ve insan olan yanımızla, hep unutan yanımızla unutmaya benziyordu Yokluk ve varlık arasında gidip gelmek,ateşin içinde yürümek gibiydi İnanmaktı aşk sormadan, şüphe duymadan inanmakBir taraftan yanarken bir taraftan serpilmesi gibiydi suyun toprağa Bir kitapta bir aşkı tanımaktı isim ile ateş arasında Tarihi, aşkı ve isyanı farketmediğimiz yanlarıyla görmek,bir kokuyu kelimelere dökememenin sizde uyandırdığı duyguların elbiselere bürünüp çeşit çeşit kılıklarla dans etmesi gibiydi gözünüzün önünde İnce boyunlu bir karanfili elinde tutmak gibiydi,oysa karanfil kokusunu asla tutamazdık bu yüzden karanfil kokusu gibiydi aşk ve bir kitabın sizde uyandırdığı duyguların mahmur bakışlarla hayatı süzüşü gibiydiDünyayı tersine çevirip öyle seyretmekti, çünkü aşık olan için dünya dönmeden ya da yer tarafından çekilmeden de biz, devam ederdi yaşam ve ölüm, çünkü mantık çoktan aşkın sonsuz karanlığında kaybolmuştu, aşkın aydınlığıysa inançtaydı ve boyun eğişte “Hepsinin illeti su, sebebi su, cevheri suAma yine de suyun kokusu yoktuKoku, koku özünün havaya karışması ile gerçekleşen bir şeydiBu yüzden değil mi ki üzerine su dokunan sardunya,buharlaşan su damlacıklarının uçucu olan koku zerreciklerini de havaya kaldırmasıyla kokusunu salıyordu Islanan gülün kokusunu daha iyi salması bu yüzdendiHer şey dengedeki hikmetteydiSuyun kokusu olsaydı bütün kokular birbirine karışırdı Hele yağmurdan sonra!” Suydu o da, alemlere rahmetti, en sevilendi, hayattı, onun varlığında, büyüklüğünde ve su gibi mukaddes oluşunda, su gibi aziz oluşunda bizim varlığımız küçülüyorduBiz ancak onu severek varolabilir, ancak onu severek büyüyebilirdik “Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün teg verse bin gülzare su” Onun gidişiyle o ana kadar su verilmiş gül bahçesi suya verildi, tarumar olduOnu unuttukça içimizdeki gül bahçesini seller alıp götürdü Yangınımız çok büyüktü, suyumuz azBu yüzden hep yandık, çok yandık, tekrar tekrar yandıkSular fayda etmezdi bu yaraya “Çok iyi hatırlayıp da bir türlü tanıyamadığım çok uzak bir hatıranın kokusuRuh ve ten birbirine dokunamaz demesindi kimseBir bedene hapsolarak geçici bir tutsaklığa mahkum edilmiş fakat mahiyeti sınırsızca özgür olan ruhum dokundu kendi kafesineO an kokuyla bildiğimi ömrümün evvelinde ne görmekle ne işitmekle ne de dokunmakla bildimdiRuhum kafesinden sıyrılarak yükseldiGözyaşının ferahlığıyla yıkanmış kocaman bir tebessümdü bu UyumuşumUyanmışımBir de baktım ki acı çeken bir ceset olarak kendimi bir rüyada bırakmışımBu dünyadan yükselerek, kendime ve türlü suret acılarıma, hepsinin gelip geçici olduğunu kavrayabileceğim bir noktadan bakmışımBeni içine alan sonsuz ırmakta bir damlaymışımIşığın ve suyun ruhuna karışmışım” Unutuyorduk… Nisyandan ibarettik ve her isimde hatırlatılsa da hatırla emri gene de unutuyorduk Onun ruhundan üflendiğimizi, onun vasıflarından aldıklarımızı, aynalık görevimizi, güllerin sulanması gerektiğini Amaçları unutup amaçlarda takılışımız bu yüzdendiÇünkü ayrıntılarda boğulmamız başlamıştı, çoğulluk içinde kayboluşumuzŞeytan ayrıntılarda gizliydi ve hızla su alıyorduk, ateş sönüyordu git gide Bir gün insan şah damarını unuttu ve olan oldu, kan kesildi, nefes kesildi, ten soldu, güller kuruduArtık döndüğümüz her yerde sevdiğimizi değil, aşkı değil korkuyu görür olduk Akıl girmişti araya, aşk bitiyordu, izah etmeye, mazeretler bulmaya çalışıyorduk, korkumuzu ört pas etmek için, şüpheyi ört pas etmek için Oysa şüphe giren toprakta güller büyüyemezdi Aşka şüphe karışmıştı, suyun rengi bulandı Sonsuzu sonluda göremezdik artık çünkü mantık buna izin vermezdiÇünkü sonsuzun açıklamasını yapamaz ancak ruhumuzun kapalı kapılarının ardında bulabilirdik onu, inanarakGüller yetişmeliydi inançla, oysa şüphe böcekleri çoktan sarmıştı toprağı Ben varım dediğimizde sevgilimize, seni sevdiğim için varsın sen dediğimizde yok oluş başladı Salt boyun eğişin yerini karşı çıkışlar aldığında, sevgilinin emirlerini sorgulamaya başladığımızda, kalbimizden, ateşte büyümüş kızıl bir gül çıkarıp veremediğimizde ona Kuruduğunda topraklarımız, ya fazla sudan ya da susuzluktan tarumar olduğumuzdaÇünkü aşk ikisinin arasında bir yerlerdeydi, sönmeden yanmak, için için yanmak, erimek, etrafı yakmadan içine yanmaktıSu serpildikçe büyüyen bir yangındıDaha çoğunu istemezdik, verilenden fazlasını sorgulamazdık, çünkü yanmak lütuftu Oysa istediğimizde fazlasını, dahasını,söndü ateş, korku girdi kalbe “Akletmenin istilasına uğradım benAşkı kalbimle değil aklımla onaylamanın telaşına düştüm benOysa kalbin tafsilatı ancak kalp olduğunda sükunet var Kalbin tafsilatı fikr olunca muamma Kalbin fikri ikna edemediği yerin adı nifak Fikrin terazisine düşen aşkın yekununda kopan kıyametin bir bedende nasıl menzil bulduğuna en yakın tanık tutuldum ben Fikrin ve muammanın ayrıntısına böyle düşüverdi Aşkı taşıyan her kalbin muhkem olduğunu zannediyordum oysaMeğer aşk indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu Kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu” Özümüzü unutunca daha çok yüklendik akla, daha çok zorladık, açıklamalara dayandırdık etten duvarlarımızıBir lafız, bir ses, bir isim uçuramadık göğe Hu diyemedik Kendimize yabancı kaldık gitgide, söndü nuru kalbimizin, aklın ışığına el açtık, akıl da bizi tek başına ancak kurumuş bir gül bahçesinin yıkık dökük kapısına kadar getirebildi Yasalarla, kanunlarla, açıklamalarla kaplandıkça etrafımız bölündük, çoğaldık, tesbihin taneleri koptuğunda tesbih de yoktu artık Varlığı yokluğumuzda değil varlığımızda aramaya başladığımızda merkezden uzaklaşmaya ve dağılmaya başlamıştık Önce ilham terketti bu şehri, sonra hüzün sonra göz yaşıYalnız korkunun ve şüphenin karanlık adımları ve kendi gölgelerinden korkan insanlar kaldı O’nu kaybettik halbuki kaybetmemiz gereken kendimizdikBu müthiş yanılgının içinde katmerlenip çoğalan yanılgılar icat edip durduk Yargılarımızın doğruluğunu ispata kalkıştıkHalbuki aşkın ispata ihtiyacı yoktu, en çok da bu yüzden, tarifi imkansız kokular, elle tutulması mümkünsüz duygular gibi vardı, en çok varolabilendi Kainatı kaplayan nuru onu unutan bedenlerimizle kapladık, ışığı, nuru örttü bedenlerimiz, inanç yerini inkara, şüphe yerini isyana bırakmıştıUnuttuk sözümüzüGene bölündük, daha çok bölündük Nefsani aşktan ilahi aşka geçişimizi de engellemişti kesif bedenlerimizSıkıştık kaldık sonu ve başı iç içe geçmiş fasit bir dairenin içinde Çünkü aşkın alevi de olsa imanın ateşi de olsa eğer beslenmezse her ateş sönüyordu Ateş söndü,isim kaldı ama kağıdı tutuşturmuyordu yangının ismi.. Nazan Bekiroğlu |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|