iSLami Forum,iSLam Forum,Dini Forum,Dini Konular » isLam Kavramları - Konuları » Hadis-i Şerif » Hadis Dersleri
kayit ol

Tags: ,

Hadis Dersleri


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 04-16-2010, 07:04 AM   #1 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart Hadis Dersleri

Bismillahirrahmanirrahim
Dağerli kardeşlerim;
İzninizle burayıda parselliyorum, tabiki hayırlı bir iş için,
Mevla nasip ederse İmam Buhari Hz. «El-Edebu'l-Müfred» adlı kitabını paylaşmaya çalışacağım.Neden «El-Edebu'l-Müfred» Çünkü Kur'an Ahlakı ile ahlaklanmaya ihtiyacımız var.
Değerli kardeşlerim,
Bu ahlakında şüphesiz en güzel örneği olan Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa Sellellahu Aleyhi Vesellem efendimizin güzel söz ve davranışlarını bilmemiz ve uygulamamızla mümkün olur.O nedenle her hayrın başı olan Bismillah... diyerek başlıyorum .

............................
(1) Anaya, Babaya İyilik Etmek

ALLAH Tealâ: «Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emret­tik.» buyuruyor. (Ankebût Sûresi, âyet: 8)
Abdullah îbni Mes'ud anlatmış ve şöyle demiştir:
«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sordum ki, amellerin han­gisi, şanı aziz ve yüce olan Allah'a daha sevgilidir?
Buyurdular ki:
— (Müstahab olan) vaktinde namaz kılmak.
— Sonra hangisidir? dedim.
— Sonra, ana-babaya iyilik etmek, dedi.
— Sonra hangisidir? dedim.
— Sonra, Allah yolunda cihad etmektir, dedi.
Bu hadîsi anlatan dedi ki, «Peygamber bu üç şeyi bana söyledi. Eğer ondan, daha ziyade soraydım, muhakkak bana daha söyliyecekti.».
Bu hadîs-i şerifte sıra ile üç. amelin fazileti ve bunların önemi belirtil­mektedir. Bunların başında da namaz geliyor. Namaz her gün tekrarlanan ve beş vakitte yerine getirilen, adâb ve erkânı gözetilerek huzur ve huşu ile kılındığı takdirde fenalıklardan alıkoyan bir ibadet olduğundan, diğer bir hadîste : «Namaz dinin dayanağıdır.» buyurulmuştur. Böylece ibadetlerin en faziletlisi sayılmıştır. Namazın hakkını koruyan, ana-babaya da saygıda bulunur, onlara iyilik eder. Ana-babaya iyilik etmiyen, başkasına hiç iyilik etmez.
Tirmizî 'nin.,rivayetine göre, ana-babaya iyilik etmeğe dair olan ve bir kısım manası baş tarafa alınan âyet (Ankebut: 8), Sa'dibni Ebî Vakkas hakkında nazil olmuştur. Bunun annesi, Ebû Söfyan 'in kızı idi. Sa ' d İslâm'ı kabul eden ilklerden olup, annesine ziyade hür­met ye iyilik ederdi.. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen anne, bir gün oğluna şöyle dedi:
«— Bu yeni ortaya çıkan din nedir? Allah'a yemin ederim ki, ne yemek yiyeceğim, ne içeceğim, tâki eski dinine dönersin; yâhud böylece ölür giderim ve sana da : "Ey anne katili! "denir.»
Bunu söyledikten sonra kırk gün yemek yemedi, bir şey içmedi. Nihayet oğlu Sa'd yanına varıp dedi ki :
«— Ey anneciğimi Senin yüz tane canın olsa ve teker teker bunlar çıksa, bulunduğum hak dini yine terk etmem. İstersen yemeğini ye, istersen yeme.»
Anne ümidini kesince, artık yemeğe ve içmeğe başladı. Bu hadise arkasından da Allah Tealâ anaya-babaya iyilik etmeyi, şirkte onlara uymamayı emretti. Âyet-i kerîmenin manası şudur:
«Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Bununla bera­ber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (îlâh tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emir verirlerse, artık onlara (bu hususta) itaat etme. Akıbet banadır dönüşünüz. Ben de işlemiş olduğunuz amelleri size haber vereceğim. (İyi-kötü cezanızı göreceksiniz).» (Ankebut: 8)
İşte bu âyet-İ kerîme, Allah'a isyan olmayan şeylerde ana-babaya itaati ve onlara iyilik yapmayı kesin olarak emrediyor. Ana-babaya itaatin zıddı, onlara fenalık yapmaktır ki, bu haramdır ve büyük günahlardan sayılmış­tır. Ana ve baba, çocuklarını terbiye ederler ve yetiştirirler, ihtiyaçlarını karşılarlar ve onları yedirir içirirler. Bir mükâfat ve karşılık beklemeksizin bin bir çeşit selâmete çıkarmak İçin didinirler, her türlü fedakârlığa katla­nırlar. Bu hal karşısında evlâd, eğer onların hizmetinde bulunmaz, hürmet ve içten gelen sevgi ile onlara iyilik etmezse, Allah'ın emretmiş olduğu va­zifeyi yapmış olmaz.
Cihad etmek, fevkalâde sayılmayan hallerde, ana-babanın iznine bağlı olduğundan, ana-babaya itaat ve iyilik etmekten sonra anılmıştır.
Cihad : İslâm dinini, tevhid kelimesini yüceltmek ve hakim kılmak için can ile, mal ile, söz ve yazı ile düşmana karşı savaşmak ve düşmanın za­rarını kaldırmaktır. Dinîn ayakta durması, korunması ve devamı için cihad şart olduğundan fazileti çok büyüktür. Normal zamanlarda Müslümanlara ci­had farz-ı kifaye isede, düşman istilâsı gibi tehlikeli anlarda farz-ı ayin olur.
Bu hadîs-i şerifte amellerin faziletlisi olarak sıra ile üç ibadet zikredil­miştir. Bunların birincisi: farz namazdır; çünkü farz namazları vaktinde edâ etmeyen, namazdan başka olan ibadetleri fazlasıyla terk eder.
İkincisi: ana-babaya itaat ve iyilik etmektir; çünkü ana-babanın evlâd üzerindeki büyük haklarına karşılıkta bulunmayan kimse, başkalarına çok az iyilik ve İtaat eder.
Üçüncüsü : Allah yolunda cihad etmektir; çünkü düşmanın amansız ve yıkıcı saldırılarına göz yumup evinde oturan, düşmanla savaşmayan, diğer fitne ve fesad gibi zararlı şeyleri bertaraf etmek için uğraşmaz. Bu bakım­dan, bu üç ibadet islâm İbadetlerinin esası ve Allah katında en makbulleri bulunuyorlar.
Bu hadîs-i şerîfi İmam B u h a r î aynı şekilde Sahîh'inde de «Vaktinde namaz kılmanın fazileti» bölümünde anlatmıştır. Müslim «İman» bölümünde, N e s a î «Namaz» bölümünde, Ebu Davud ve T i r m i z î de «Namaz — Birr ve Sıla» bahislerinde anlatmışlardır.
Bu hadîs-i şerifi Hazreti Peygamber'den rivayet eden Abdullah Ibn-i Mes'u d [Radıyallahu Anh) kimdir? :
Abdullah, İslâm'ı ilk kabul edenlerin altıncısı olup Bedir sava­şından İtibaren bütün savaşlarda bulunmuş ve Peygamberlerden ayrılmamıştır. İki defa hicret etmiştir. Hazreti Peygamber'den pek çok hadîs-i şerif anlatmış, daima hizmetinde bulunmuştur. Aşikâre olarak Mekke'de ilk Kur"ân okuyan Abdullah olmuştu. Zeyd Ibni Sabit daha çocukluk çağında, çocuklarla oynarken, Abdullah Ibni Mes'ud Hazreti Peygamber'den yetmiş.sûre ezberlemiş bulunuyordu. Kur'ân-ı Kerîm'i tilâvet bakımından da ümmete muallimlik etmiştir. Bu hususta Haz­reti Peygamber şöyle buyurmuştur:
«Kur'ân'ı, nazil olduğu gibi, taze olarak okumak istiyen, onu, Abdullah ibni Mes'ud'un okuyuşu üzere okusun.»
Diğer bir hadîs-İ şerifte de :
«Kur'ân-ı dört kişiden alın ve öğrenin: Abdullah ibni Mes'ud, Muaz İbni Cebel, Ubey ibni Kâ'b ve Ebu Huzeyfe'nin mevlâsi Salim'den.» buyurulmuştur.
Kısa boylu, zayıf ve nahif vücutlu olup, Hazreti Peygamber e ahlâk ve gidişat bakımından en çok benziyendi. Hicretin otuz ikinci yılında ve alt­mış küsur yaşlarında Medine'de vefat etti. Allah Tealâ ondan ve bütün ashabdan razı olsun...
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:06 AM   #2 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

Hakîm'in babası Muaviye îbni Hayde anlatıyor: «— Dedim ki, ya Resûlallah; kime iyilik edeyim?
— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.
— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.
— Annene, dedi. Kime iyilik edeyim? dedim.
— Babana; sonra en yakına, ondan sonra en yakına... dedi.»

Anneye itaat ve iyilik etmenin, babadan önce gelen bîr hak olduğunda icma vardır. Çocuk üzerinde anneye ait üç haslet mevcuttur ki, bunlarda babanın iştiraki yoktur. Hamilelik müddetince çocuğu taşır ve doğum san­cıları çeker, bazan ölümüne sebep olan doğum ağrısını tadar, çocuk büyüyüp hizmetten kurtuluncaya kadar süt emme çağında sıkıntılar çeker. İşte bu hususlarda babanın bir ortaklığı bulunmaz, bütün ızdıraplara anne yal­nız başına katlanır. Bundan sonra, sağ bulundukları müddet anne ve baba, çocuğu terbiye etmek ve yetiştirmekte beraberce çalışırlar. Annenin bu fe­dakârlıklarına karşı, ona en önce iyilik etmek, hakkı olmuş"oluyor.
Hadîs-i şerifte üç defa arka arkaya anneye iyilik etmek tavsiyesi, yu­karda anlatılan üç haslete işaret olabileceği gibi, Önemine binaen ana hak­kını gözetmek için tekrarlandığı da söylenebilir. Ayrıca İnsanlar, babaya nisbetle annenin hakkında gevşeklik gösterirler. Anne devamlı evde kaldığı için çocukla ünsiyet eder ve insanlardan utanma durumu olamayacağından içerde çocuk annesine çok defa isyan eder, bunu dışarda babasına yapa­maz. Bir de baba, anneden daha güçlü olduğu için, ona karşı çıkamaz. Halbuki annenin zafiyetinden ve şefkatinden faydalanarak ona karşı çık­ması çok olur. Bunun için babadan çok, anneye iyilik etmekte dinimiz mübalâğa etmiştir, anneye iyilik etmek üzerinde tekrar tekrar durmuştur.
Fıkıh kitaplarında, babadan önce anneye iyilik etmek geliyorsa da, babanın hakkı anne hakkından daha büyük gösterilmiştir.
Bu hadîs-i şerifi Ebu Davud, Hâkim ve Tirmizî tesbit etmişlerdir. H â k i m 'e göre sahîh hadîstir.
Bu hadîs-i şerîfi Peygamberimizden rivayet eden Muaviye ibni H a y d e kimdir? :
Ashab-ı kiramdan olup, Basra'lıdır. Horasan savaşında bulunmuş ve orada ölmüştür Behz ibni H a kî m'in dedesidir. Kendisinden rivayet edilen hadîsler sahîh kabul edilir. Allah ondan razı olsun.

(3) Babaya İyilik Etmek


5— Ebû Hüreyre'nin (Allah ondan razı olsun) şöyle dediği rivayet edilmiştir; «Biri sordu :
— Ey Allah'ın Resulü, kime iyilik ebeyim?
Hz. Peygamber: «— Annene,» dedi. Sonra kime? dedi.
Hz. Peygamber: «— Annene,» dedi. Sonra kime? dedi.
Hz. Peygamber: — Annene,» dedi. .Sonra kime? dedi.
Hz. Peygamber: «— Babana,» dedi.»

Daha önceki hadîs-i şerîflerde olduğu gibi, burada da anneye itaat ve İyilik etmenin önemini Hz. Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) belirtmekte ve babadan önce anneyi gözetmenin lüzumlu olduğuna işaret buyurmaktadır.
Ebû Hureyre kimdir?
Hayber'in fethi yılında İslâm'a girmiş ve Hayber gazasına da katılmış olan Ebu Hureyre 'nin ismi üzerinde ihtilâf olmuştur. Künyesi ile çağrıldığı ve onunla tanındığı İçin asıl ismi kullanılmaz hale geldiğinden terk edilmişti. Bu bakımdan ismi özerinde çok sözler söylenmiş ise de en kuvvetlisi, isminin A b d u r r ah m a n olmasıdır. Cahiliyet zamanında İsmi Abdü Şems idi. Kendisinin şöyle anlattığı rivayet edilir : «Be­nim adım cahiliyyet devrinde (henüz islâm'ı kabul etmemişken) Abdü Şems'ti. İslâm'a girince, bana Abdurrahman ismi verildî. Ebu Hureyre künyesini de taşımamın sebebi şu :
«— Bir gön eteğimde bir kedi taşıyordum, Resûlüllah (Sallellahü A.eyhiveSellem) beni gördü ve bana dedi ki:
«— Bu taşıdığın nedir?»
Ben de, «Bir kedi,» dedim. Bunun üzerine Hazreti Peygamber:
«— Yâ Eba Hureyre» dedi.
Bu künye ile çağrılmasını iftiharla kabul ettiğinden, asıl İsmi terk edil­miş ve E b û H ö r e y r e. olarak şöhret bulmuştu.
Ashabın en fakiri olup, ticaret ve mal ile meşgul olmadığından Hz. Peygamber'den ayrılmazdı. Bu sebepten ve bir de kemal seviyesinde olan kuvvetli hafızasından dolayı pek çok hadîs-i serîf aktarmıştır. Ashab ve ta­biînden sayıları sekiz yüzü aşan zevat kendisinden hadîs rivayet etmişlerdir. Zeydibni Sabit anlatıyor:
«— Bir gön, ben, Ebû Hüreyre ve başka bir arkadaş mescid'de bulunu­yorduk, Allah'a dua ediyorduk ve onu zikrediyorduk. O sırada Hz. Peygam­ber (A.S.) yanımıza geldi ve bizimle oturdu. Biz sustuk. Bize dedi ki:
«— Yapmakta olduğunuz işe dönün, devam edin.»
Ebû Hüreyre'den önce ben ve arkadaşım dua ettik. Biz dua ettikçe, Hazreti Peygamber «Amîn» demeye başladı. Sonra Ebû Hüreyre dua etti ve şöyle dedi:
«— Allah'ım Ben bu iki arkadaşımın senden istediğini senden İstiyo­rum ve senden unutulmaz bîr ilim istiyorum.» Buna da Resülüllah aleyhissalâtu vesselam «Amîn» dedi. Biz de dedik ki «Ya Resûlallah, biz de Allah'dan unutulmaz bir İlim istiyoruz. Hazreti Peygamber şöyle buyurdu :
«— Bu genç sizi geçti.»
Kendisinden rivayet edilen hadîs-î şeriflerin yekûnu beş bin üç yüz yet­miş dört adettir. Hiç bir sahabî bu kadar hadîs-i şerif ezberlemiş değildir.
Halife Hz. Ömer tarafından Bahreyn valiliğine, Hz. Osman zamanında Mekke kadılığına ve bir aralık Hz. M u a v i y e tarafından Medine-î Münevvere valiliğine tayin edilmişti. Hicretin 57. yılında 78 yaşın­da olduğu halde Medine'de vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun...

6— Ebû Hureyre'den rivayet edilmiştir:
Allah'ın peygamberi (Sallalhhu aleyhi ve Sellem) 'e bir adam geldi de şöyle dedi:
«— Bana ne emredersin?»
Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Yine (adam) tekrarladı.
Hz. Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) :
«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Sonra dördüncü defa tekrarlardı.
Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Yine (adam) tekrarladı.
Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«— Annene iyilik etmeyi,» dedi. Sonra beşinci defa tekrarladı.
Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«— Babana iyilik etmeyi,» dedi.
Bu hadîs-i şerif, geçen hadîs-i şerife uygun olarak varid olmuştur.
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:07 AM   #3 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(4) Zulüm Etseler Bile, Ana-Babaya İyilik Etmek


7— İbni Abbas'dan (Allah ikisinden de razı olsun) rivayet edil­diğine göre, şöyle demiştir:
«— Müslüman ana-babaya sahib olan bir müslüman, Allah'dan sevab bekliyerek onların hizmetinde bulunursa, Allah ona muhakkak Cennet'-den iki kapı açar. Eğer ana-babadan biri bulunursa, bir kapı açar. Eğer onlardan birini kızdırırsa (gazaba getirirse), onun rızasını kazanmadıkça, Allah o çocuktan razı olmaz, İbni Abbas'a soruldu:
— Eğer ana-baba, o çocuğa zulüm etmiş olsalar da mı?
— Çocuğa (dünya işlerinde) zulüm etmiş olsalar dahi (rızalarını almadıkça, Allah ondan razı olmaz), cevabını verdi.»

Ana-baba, çocuğa zulüm etmiş olsalar bile, onları hiddetlendirmemek ve onların rızasını kazanmak gerektiği Ib.ni Âbbas hazretlerinden rivayet edilmektedir. Aliyyü'-Karî 'nin açıklamasına göre, bu bir kemal mertebesidir. Fakat esasta, bir kimsenin zevcesinden ana veya babası fazla eziyet çekmiş olmalarından oğullarına ailesinden ayrılmayı emretseler, o çocuğa ailesini boşaması icab etmez.
Tahavî de diyor ki, mubah olan şeylerde ana-baba emrine itaat edilir, yasak olan şeylerde değil... Bir kısım âlimlere göre de dünya işle­rinde zulüm etseler, onlara itaat edilir ve rızâları alınır, yoksa âhiret işleri için yapacakları zulüm için rızaları şart olmaz.
Şafiî âlimlerinden Izzeddîn ibni Selâm şöyle diyor: «Ana-babanın çocuğa her emrettiğine, çocuğun itaat etmesi ve her yasak ettikleri şeyi yapmaması icab etmez.» Bu görüşte âlimlerin ittifakı vardır. İmamı Gazalî 'ye göre İse, haram veya helâl oluşu kesin olmayan şüpheli işlerde ana-babaya itaat lâzımdır; haram olduğu bilinen işlerde onlara itaat etmek icab etmez. Alimlerin çoğu bu görüştedir. Çünkü şüphe­den kaçınmak takvadır, ana-babaya itaat İse kesin bir emirdir. Burada ha­tıra şu gelir: Ana ve babadan her İkisinin hakkınıgözetmek mümkün ol­mazsa, yani birini gözetirken diğeri bundan eziyet çekerse, ne yapmak gerekir? Buna şöyle cevab veriliyor: Hürmet ve tazim icab eden işte babanın hakkı tercih edilir. Hizmet ve nafakaya dair işlerde anne tercih edilir. Me­selâ : anne ve baba ikisi beraberce çocuklarının yanına varsalar, çocuk baba için ayağa kalkar; ve ondan bir şey istedikleri vakit önce annesine verip; Ana-babadan yalnız birine yetecek kadar bir nafaka çocukta bulun­muş olsa; anne, babaya tercih edilir. Çünkü anne çocuk için çok zahmet çekmiştir, ona karşı şefkati fazladır, onu taşımış ve emzîrmiştir. Hastalığında ve sağlığında onun hizmetini yapmış, kir ve pasını temizlemiş ve terbiye­sinde bulunmuştur.

(5) Çocuğun Ana Ve Babasına Yumuşak Söz Söylemesi


8— Tayaele Ibni Meyyas'dan rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :
«— Necdetgiller'le beraberdim. Büyük günahlardan olduklarını zannettiğim bir takım günahlar işlemiştim. Bunu îbni Ömer'e anlattım. Ibni Ömer:
«— Onlar hangi günahlardır,» diye sordu. Ben de şu ve şudur, dedim.
«— Bu anlattıkların büyük günahlardan değildir. Büyük günahlar şu dokuz şeydir :
1— Allah'a ortak koşmak (Allah'dan başkasına ibadet etmek, Allah’tan başkasını îlâh kabul etmek),
2— Adam öldürmek,
3— Savaşta düşman karşısından kaçmak,
4— İffetli kadına zina iftirasında bulunmak,
5— Faiz almak,
6— Yetim malı yemek,
7— Mescid-i Haram'da günah İşlemek, .
8— İnsanı alaya ve maskaralığa alanın günahı,
9— Kendilerine isyan edilen ana-babanın ağlaması (bunları ağlatan çocuğun günahı).»
îbni Ömer bana dedi ki:
«— Cehennemden korkar mısın ve Cennete girmek ister misin?> Ben:
«— Evet, vallahi,» dedim. Bana sordu: '. «Ana-baban hayatta mı?»
«— Yanımda yalnız annem var,» dedim.
«— Allah'a yemin ederim ki, eğer annene yumuşak söz söylersen ve ona yemek yedirirsen, büyük günahlardan sakındıkça, muhakkak Cennet'e girersin,» dedi.

TayseIe Ibni Meyyas'in başından geçen hadise münase­betiyle Abdullah Ibni Ömer, büyük günahların yukarda söy­lenen 9 günah olduğunu ve bir Müslüman bunlardan beri olduğu müddetçe, ana-babasına ihsan ve ikram ederse Cennet e gireceğini müjdelemektedir.
Büyük günahların en büyüğü, Allah'a ortak koşmaktır; yani imandan ve İslâm'dan çıkmaktır. Böyle bir günahı Allah bağıslamaz, mağfiret buyur­maz. Ancak tevbekâr olup, yeniden iman etmekle Allah bağışlar. İmansız­lıktan başka olan ve kul hakkına taallûk etmeyen diğer bütün günahları, Allah dilediği kullarından, tevbe olmasa bile, bağışlar, mağfiret buyurur. Nitekim Cenab-ı Hak, Nisa sûresinin 116. âyetinde şöyle buyurur:
«Muhakkak ki Allah kendine ortak koşanları (kâfir olanları) bağışlamaz. Bu günahtan başkasını, dilediği kimseden bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, doğrusu çok uzak bir sapıklığa düşmüştür.»
Bu âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, küfür, dinsizlik ve imansızlık güna­hından daha büyük bir günah yoktur ve en büyük sapıklık da budur. Çünkü böyle bir günah, insanın ebedî olarak hüsranda kalmasına sebep olur, onu Cehennemlik yapar. Bu felâketten kurtulmak İçin daha hayatta iken, bir an kayıp etmeden sahih imana dönmek lâzımdır. Yoksa küfür hali üzere ölenin artık bir kurtuluş çaresi kalmaz.
Büyük ve küçük günahların sayı ve keyfiyetleri üzerinde âlimler değişik görüşlerde bulunmuşlardır. Bir kısmına göre bunlar İzafî şeylerdir. Nispet edilişlerine göre değişirler. Meselâ bir günah, kendisinden küçüğüne nispet edilirse, kebire sayılır, daha büyüğüne nispet edilirse sağîre (küçük günah) sayılır. Bir kısım âlimler de şöyle demiştir: Devamlı olarak ısrarla işlenen her günah kebîredir (büyük günahtır). Terk edilen ve işlenmeyen her günah da sağîredir. Bazı âlimler de bunların sayısını daha fazlaya çıkarır. Hatta insanlar daima korku içinde olsunlar diye, Allah büyük günahların hangi şeyler olduğunu bildirmedi, diyen âlim de vardır. Şu muhakkak kî akl-ı se­limin çok kötü gördüğü ve nefret ettiği günahlar, büyük günahlardır. Za­man zaman herkesin düştüğü ve düşebileceği önemsiz günahlar da küçük günahlardır. Bu itibarla Abdullah ibni Ömer'in buyurduğu dokuz günah, büyük günahları saymada esası teşkil eder.

9— Urve'den rivayet edildiğine göre, (Ana-babanın her ikisine acıyarak tevazu kanadını indir. îsra: 24) âyet-i kerîmesinin tefsirinde şöyle demiştir:
«— Ana-babanm sevmiş oldukları herhangi (meşru) bir şeyi yerine getirmekten kaçınma.»

Urve de diğer eser ve hadîs-İ şeriflere uygun olarak ana-babaya iyilik etmek ve onların rızasını kazanmak evlâd üzerine gerekli bir vazife olduğunu beyan etmiştir.
Urve kimdir? :
Urve,. tabiinden olup, Cennetle müjdelenen Zübeyr ibni Avvam'in oğludur. Hicretin 29. yılında doğmuş ve 94. yılında 65 yaşında olduğu halde Medine yakınındaki hurmalık bahçesinde vefat etmiştir. An­nesi Hz. Ebu,Bekir'in kızı Esma (Zatü'n-Nıtakeyn) dir. Hadîs ve fıkıh ilmini teyzesi Hz. Âişe validemizden almıştır. Medine'de bulunan yedi büyük fıkıh âlimlerinden biri olup, kendisinden pek çok hadîs-İ şerif rivayet edilmiştir. Zamanında cereyan eden fitne hareketlerine karışmamış ve on­lardan leke almamıştır. Zühd ve takvası ile meşhurdur. Yaşı ilerlemiş olduğu bir zamanda ayağına isabet eden bir yafa neticesi kangren olmuş ve bayılt­ma veya uyuşturma müdahalesi yaptırmadan ayağının kesilmesine razı ol­duğu ve yanında bulunanların, ancak ayak kesilip de dağlandığı sırada yanık kokusundan ayağının kesilmiş bulunduğunu anladıkları rivayet edilerek tahammül ve cesaret derecesine işaret edilmektedir. Ayak kesilme hâdisesi Şam'da olmuştur. Aynı gün oğlu, evinin damından bir hayvanın ayakları altına düşerek çiğnenmişti. Her İki musibete tahammül ederek şöyle söyle­diği anlatılır:
«— Bu seferimizde başımıza musibetler geldi. Allah'ım! Muhakkak ki sen vermiş olduğunu aldın; musibet veren de sensin, afiyet veren de sen...» . Mushaf'a bakarak her gece Kur'ân-ı Kerîm'İn dörtte bîrini okur ve bu okuduğu kısımla gece nafile namaz kılardı. Yalnız ayağı kesildiği gece bu ibadetini terk etmiştir. Medine'de «Bi'ri Urve» namında bir kuyu açtırdı. Bu kuyudan daha tatlı suyu bulunan bir kuyunun Medine'de bulunmadığı söylenir. Mısır'a gidip orada evlendiği ve yedi yıl kaldıktan sonra Medine'­ye döndüğü ve ondan sonra vefat ettiği rivayet edilmektedir. Allah hepsine rahmet etsin.
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:08 AM   #4 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(6) Ana-Baba Hakkını Ödemek


10— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
«— Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez; ancak onu kö­le olarak bulur da onu satın alarak hürriyetine kavuşturursa eder.»

Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığına göre, insan ana-babasınin hakkını an­cak bir iş karşılığında ödeyebilir, başka hiç bir iyilikle ödeyemez. Başkası­nın mülkiyeti altında köle bulunan ana veya babayı bu kölelikten kurtar­mak için, para ve mal vererek onları efendilerinden satın almak suretiyle hürriyetlerini sağlamak, bir nevi onların hayata yeniden kavuşmaları de­mek olacağından, büyük bir hizmettir. Nasıl ki, ana-baba çocuğun hayata çıkmasına sebep olmuşlarsa, bunun, gibi»- evlâd da köle olan ebeveynini serbestiye eriştirmekle onların hayatını temin etmiş demek olur. Her ne ka­dar hadîs-i şerifte yalnız baba lâfzı geçiyorsa da, anne hakkının ödenmesi de aynı şeye bağlıdır. Ebeveynden birini köle halinde bulmak, asırlar boyu çok nadir bir hal olduğundan, haklarının hiç bîr suretle ödenmiş olunama­yacağı sonucuna varılır. Allah, onların rızalarını kazanmayı, evlâdlarına nasîb buyursun...

11— Ebû Musa El-Eş'arî'nin oğlu Ebû Bürde'den rivayet edil­diğine göre, şöyle anlatmıştır:
«— İbni Ömer, Yemenli bir adamın, sırtında annesini taşıyarak Kabe'yi tavaf ederken şöyle demekte olduğuna şahit oldu: «Annemin zelil bir devesiyim ben; (Başka) binekleri usansa da usanmam ben.»
Sonra (Yemenli) dedi ki:
«— Ey İbni Ömer, annemin hakkını ödemiş oldum mu, dersin?»
İbni Ömer, «Hayır!» dedi. Tek bir «Ah!» çekmesini dahi karşılayamadın.
Sonra İbni Ömer tavafını bitirip Makam-ı İbrahim'e geldi de (orada) iki rekât namaz kıldı. Sonra şöyle dedi:
«— Ey Ebû Musa'nın oğlu (Ebû Bürde)! Her (tavaf sonunda kılınan) iki rek'at namaz, kendilerinden önceki günahları örterler.»

Bu eserde İki hususa işaret vardır. Bunlardan biri, anne hakkının öden­mesi, anneyi sırtta taşıyarak ona tavaf ettirme pahasına dahi olsa, mümkün olmadığıdır ki, bundan önce zikredilen hadîs-i şerîfin beyanına uygun olup onu teyid etmektedir. Diğer husus ise, tavaftan sonra, yani her yedi şavtın akabinde Makam-ı İbrahim'de kılınan namazın faziletidir. Buna tavaf na­mazı denir. Kalabalık ve izdiham dolayısı ile Makam-ı İbrahim denilen yer­de bu iki rekât namazı kılmak mümkün değilse, başkalarına eziyet vermeğe sebep teşkil edecekse, imkân bulunan Harem-i Şerîfin uygun bir yerinde tavaf namazı edâ edilir. Bu namazın faziletinin büyük olmasından ötürü, daha önce işlenen ve kul hakkına taallûk etmeyen günahların bağışlan­masına vesile oluyor. Mühim olan, günahların tavaftan sonra tekerrür et­memesidir. Allah Tealâ hazretleri niyyetlerı bilir ve ona göre hükmünü ye­rine getirir.
Ebû Bürde kimdir? :
Yemenli'nin tavaf hâdisesini anlatan Ebu Bürde, Ebu Musa EI - Eş'a rî'nin oğludur. İsmi El- Hâris'dir. Fıkıh âlimlerinden olup, rivayet ettiği hadîsler çoktur. Küfe dadılığında bulunmuş ve Sa'îd Ibni Cübeyr onun kâtipliğini yapmıştır. Seksen yaşını aştığı bir sırada hicre­tin 104. yılında vefat etmiş tabiinden büyük bîr zat idi.

12— Akll'in azadlısı Ebû Mürre şöyle anlatmıştır:
«— Halife Mervan, (hac farizasını edâ gibi bir iş için Medine'den dı­şarı çıktığı zaman) Ebû Hüreyre hazretlerini yerine vekil bırakırdı. Ebû Hüreyre, Medine civarında Zü'l-Hüleyfe adındaki yerde otururdu. Anne­si bir evde, kendisi de başka bir evde ikâmet ederdi. Evden çıkıp gideceği zaman, annesinin kapısında durup şöyle derdi:
«— Esselâmu aleyki = Selâm üzerine olsun, ey anneciğim; Allah'ın rahmeti de bereketleri de... (üzerine olsun.)»
Annesi de şöyle derdi:
«— Senin de üzerine olsun selâm, ey yavrum; Allah'ın rahmeti de bereketleri de...»
Sonra şöyle derdi:
«— Beni küçükken (şefkatle) nasıl yetiştirip terbiye ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»
Annesi şu cevabı verirdi:
«— Yaşlı halimde bana (acıyarak) nasıl iyilik ve ihsan ettinse, Allah da sana merhamet etsin.»
Sonra (Ebu Hureyre), evine döneceği zaman aynı şeyi yapardı.»

Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun), Aleyhisselâtü vesselam efendimizden almış olduğu yüksek ahlâk uyarınca, annesine gerekli hürmet ve itaati yapmış, anne de evlâdını duadan eksik etmemiştir. Böylece İslâm'ın emretmîş olduğu, ana ve evlâd arasındaki karşılıklı hak ve vazifeler yaşantı haline getirilmiş ve onlardan sonrakilerin yaşayışına da güzel
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:09 AM   #5 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

13— Abdullah îbni Amir şöyle anlatmıştır :
Ebeveynini ağlar halde bırakıp da hicret etmek için, Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) 'a teslimiyet gösteren, (ona bey'at eden) bir adam geldi.
Hazreti Peygamber o adama dedi ki:
«— Ana-babana dön, onları nasıl ağlattınsa, onları güldür ve sevindir.»

Hicret'in lügat manası; bîr yerden çıkıp başka bir yere gitmektir. Dinî ve ilmî yönden hicret iki kısma ayrılır:
1— Mekke müşriklerinin şiddet ve eziyetlerine tahammül edemeyip Hazreti Peygamber in izni ile ve Allah rızasını kazanmak için yapılan göç­ler. Habeşistan'a ve Medine'ye yapılan hicretler gibi... Bu hicretlerdeki niyyet, Peygamber izniyle Allah rızasını elde etmek olduğundan, böyle se­ferler sevaptır ve makbuldür.
2— Dünya malını elde etmek ve nefsinin sevdiğine kavuşup ona sahip olmak için yapılan bu ikinci kısım hicretin hiç bir sevabı yoktur. Böyle hic­retlerden mükâfat kazanılmaz.
Hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, Allah rızasını kazanmak için yapılan hicret her ne kadar sevab ve makbul ise de, ana-baba rızası dışında olma­ması lâzımdır. Ana-baba rızası, bu hayırlı işten önde gelen bir husustur. Müslümanların bu hakkı gözetmelerine işaret buyurulmaktadır.

14— Ebû Hazim'den nakledildiğine göre:
Ebû Talib'in kızı Ümmü Hanî'nin azadlısı Ebû Mürre kendisine şu haberi vermiştir:
Ebû Mürre, binitli olarak Ebû Hüreyre ile birlikte onun AKÎK'deki arazisine gitmişti. Ebû Hüreyre, kendisine ait yere vardığı zaman, yüksek sesi ile şöyle çağırmıştı:
«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri üzerine olsun, ey anneciğim!»
Annesi şöyle cevap veriyordu:
«— Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketleri senin de üzerine olsun.»
Ebû Hüreyre; annesine:
«— Küçük yaşımda beni nasıl (merhametle) terbiye edip yetiştirdinse, Allah da sana merhamet etsin.»
Annesi cevap veriyordu:
«— Yavrum, seni de Allah hayırla mükâfatlandırsın; ve ihtiyar yaşımda bana iyilik ve ihsanda bulunduğun (ve beni razı ettiğin) gibi, Al­lah senden razı olsun.»
Musa İbni Yakup demiştir ki; «Ebû Hüreyre'nin ismi, Abdullah İbni Amr idi.»

Bundan önce 12. eserde rivayet edilen hadîs ile buradaki vak'a birbi­rine benzemektedir. Akîk Medine civarında ve Zül-Huleyfe ye yakın bir vadinin adıdır. Yerlerin birbirine yakın olması bakımından Akîk'den Zül-Huleyfe nin kasdedildiği anlaşılabildiği cihetle, aynı olayın tekrarı olabi­leceği gibi, ayrı ayrı olaylar olarak da yorumlanabilirler.
Ebu Hüreyre 'nin hayatından bahsederken ismi üzerinde değişik fikirler İleri sürüldüğüne işaret edilmişti. Burada üçüncü ravi Musa ibni Yakup, isminin Abdullah ibni Amir olduğunu söylemektedir. Gerçek sudur ki, Ebu Hüreyre'nin iki ismi vardı. Biri İslâm'dan önceki ismi, diğeri de İslâm'ı kabulden sonra Hazreti Peygamber tarafından kendisine verilen isim. Bu isim de Abdullah 'dır. Diğer rivayetler zayıftır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:09 AM   #6 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(7) Ana-Babaya İsyan Etmek

15— Ebû Bekre, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
«— Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?» (Bu sözü üç defa tekrarladılar).
Ashab, «— Evet ya Resûlallah,» dediler. Buyurdular ki:
«— Allah'a ortak koşmak ve ana-babaya isyan etmek.»
Sonra Hazreti Peygamber yaslanmışken oturdular.
«— Dikkat edin! Yalan söylemek de...»
Bu sözü tekrar ediyorlardı, hatta (üzülmesin diye, kendi kendime) «Artık söylemeseydi temennisinde bulunmuştum.»

Daha önce 8. hadîs-i şerifte büyük günahlardan bahsedilirken bunların başlıca yine Allah'a ortak koşmak, yani hak dinden çıkmak günahı zikre­dilmişti. Ayrıca ana-babaya âsî olmak günahı da büyük günahlardan sa­yılmıştı. Bir de iffetli bir kadına iftira yollu zina isnad etmenin, bir nevi ya­lan söylemenin büyük günahlardan olduğu mukayyed surette beyan edil­mişse de, burada Hazreti Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz mut­lak olarak yalan söylemenin en büyük günahlardan olduğunu buyurmaktadır.
Yalan, bir söz veya işi gerçek halinden, vuku bulduğu tarzdan değiştirerek başka bir şekle sokmak, yahud olmayan bir şeyi olmuş gibi göster­mek veya olanı inkâr etmektir. Yalanın bırakacağı tesir ve zararlara göre kısımları vardır. Ibni Arabî bunları dört kısma ayırır:
a— Allah'a karşı yalan söylemek,
b— Peygambere karşı yalan söylemek,
c— İnsanlara karşı yalan söylemek (yalan şahidlik etmek, yani bir kimsenin hakkını düşürmek veya hakkı yokken ona hak çıkarmak),
d— Muamelâtta yalan söylemek. Bir kimsenin çalışmış olduğu ve yap­makta bulunduğu işlerde yalan söylemesi. Bu dört kısım yalanın hepsi ha­ram ve çirkin olmakla beraber en kötüsü Allah'a karşı yalan söylemektir. Sonra Peygambere yalan isnadında"bulunmaktır. Diger günahlar da zarar ve fesad durumlarına göre şiddet kazanırlar. Cemiyetin bünyesini kemiren ve'islâm birliği ile dîn kardeşliğini parçalayan sinsi yalan illetinin büyük yıkıntısından" ötürüdür ki, Hazreti Peygamber bunun önemine binaen yaş­lanırlarken doğrulmuşlar ve tekrar tekrar yalan söyleme günahı üzerinde durmulardır. Herde 385 numaralı hadîs-İ şerifte geleceği üzere, üç şey dı­şında yalan söylemek asla caiz değildir. İki dargının arasını düzeltmek için, harpte düşmannaldatmak için, karı-kocanın birbirine, ahenk ve huzu­ru bozmamak İçin söyledikleri yalanlar bu üç istisnayı teşkil ederler.
Ebû Bekre kimdir? :
Hadîs-i şerifi rivayet eden Ebu Bekre 'nirt adı Nufey'ib-ni'I- Haris 'dir. Ashabı kiramın seçkinlerinden ve ileri gelenlerinden idi. Taif savaşında kale hisarından makara ile kendini aşağıya sarkıtarak indiğinden Hz. Peygamber ona «Ebu Bekre» künyesini takmıştı. Bekre, su kuyularında kullanılan çıkrık, makara demektir. Böylece çıkrık sa­hibi olarak «Ebu Bekre» künyesi İle şöhret bulmuştur.
Kırk evlâdı bulunduğu ve bunların hepsinin cesur, iyiliksever, güzel söz söyler kimseler oldukları rivayet edilir. Yüz otuz iki hadîs rivayet etmiştir. Hicretin 50-51. yılında vefat etti. Allah ondan razı olsun...

16— Muğîyre İbni Şu'be'nin kâtibi Verrad'dan rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:
«— Muaviye, Muğîyre'ye mektup yazdı ki, Resûlüllah (Sallaltahü Aleyhi ve Sellemyden işittiğin şeyden bana yaz.»
Verrad yine şöyle dedi:
— Muğîyre bana yazdırdı, ben de elimle şunu yazdım:
— Ben Hazreti Peygamberin, çok sormaktan; (ve dilenmekten), mi­li zayi' etmekten dedi-kodudan alıkoyduğunu (bunları yasakladığını) kendisinden işittim.

Bu hadîs-i şerifte Hz. Peygamberin üç şeyi yasakladığı antaşılmaktddır. Metinde geçen «sual» kelimesi, istemek ve sormak manalarına geldiği için geniş mana taşımaktadır. Bu bakımdan, ihtiyaç olmadan insanlara bo­yun eğerek mal ve para gibi bir şey istemek yasaklandığı gibi, lüzgmu ol­mayan ve müşkülât ifade eden girift şeylerden,sormak da doğ;ru değildir.
Çalışıp kazanmağa gücü yeten kimsenin dilenmesi hakkında İki,.görüş vardır. Bunların en doğrusu, böyle bir kimsenin dilenmesinin haram, olduğudur. İkinci görüş ise, İsrar etmemek ve nefsini küçük düşürmemek şartı ile dilenmesinin mekruh olduğudur.
Yasaklanan ikinci şey, malı israf etmek, zayi" etmektir. Kalbin meylet­tiği altın ve gümüş gibi şeylere mal denir. Daha sonra, kazanılan ve sahip olunan her çeşit eşyaya mal ismi verilmiştir. Mal çokluğunu hayvanatın teşkil ettiği beldelerde, mal sözü özellikle hayvanlarda kullanılır. Burada malın ziya'ı, onun helak olması, bozulması veya kıymetinin azalması de­mektir. Bunlara sebebiyet vermeyip hangi mal olursa olsun ona İyi bakmak ve onu korumak demektir. Ayrıca malı haram işlerde sarf etmek yine onu zayi' etmektir. Daha doğrusu dinin mubah saymadığı yerlere malı sarfetmek, onu israf etmektir. Sarf şekli helâl dahi olsa, gelişigüzel ve lüzumsuz yapılan her harcamanın israf olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Bir fe­nalığı giderecek veya bir ihtiyacı kapayacak olan ve harcama yapanın du­rumuna uygun düşecek masrafların israf sayılamıyacağı görüşü en doğ­rusudur.
üçüncü yasak, dedikodudur. İnsanların sözlerini anlatmak ve birbirine aktarmak dedikodu hastalığıdır. Ne dünyada, ne âhirette faydası olmaya­cak bos sözlerle uğraşmak, vakit öldürmek zararlı ve faydasız bir iş olduğundan yasaklanmıştır.
Muğîyre İbnİ Şu'be kimdir? :
Hadts-İ şerîfte ismi geçen Muğîyre ibni Şu'be, ashab-ı kiramdan bîri olup, Arabın dahîlerinden sayılır. Hudeybiye ve Yemamo savaşlarında, Şam'ın fethinde, Kadisiye ve Yermük seferlerinde bulunmuştur. Yermök muharebesinde bir gözünü kaybetmişti. Herhangi möskil bir işle karşılarsa, muhakkak dehasiyle ondan kurtuluş çaresi bulurdu. Kabise İbni Cabir anlatıyor:
«— Ben Mûğire ile arkadaşlık ettim; Öyle bir adam idi ki, bir şehrin sekiz kapısı olsa ve onların hiç birinden çıkma imkânı olmasa, o bu kapı­ların hepsinden çıkma çaresini bulurdu.»
Hazreti Ömer tarafından Basra ve Küfe valiliklerine tayin edilmiş ve daha sonra Hazreti Osman zamanında azledilmişti. Hazreti Osman'ın sehid edilişinden sonra meydana çıkan ihtilâflara karışmamış olup Hazretî Muavîye'nîn hilâfeti sırasında,. Muaviye tarafından Küfe valiliflîne tayin edildi ve ömrünün sonuna kadar orada kalarak hicretin 50. yılında vefat etmişti. Kendisinden bazı hadîs-İ serîfler nakledilmiştir. İslâm'­da ilk Önce divan kuran zattır. İlk divanı da Basra'da kurmuştur.
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:10 AM   #7 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(8) Ana-Babasına Lanet Edene, Allah Lanet Eder

17— Ebu't-Tuieyl'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :
«— Hazreti Ali'ye soruldu ki, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bütün insanlara söylemediği bir şeyi size özel olarak bil­dirdi mi?»
Hazreti Ali, şu cevabı verdi:
«— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bütün insanlara ait kılmaksızın, bize Özel olarak bir şey söylemedi; yalnız şu kılıcımın kınında bu­lunan (kâğıttakiler) müstesna...»
Sonra (kılıcın kınından) bir sayfa çıkardı, orada şu yazılıydı:
«— Allah adından başkasına (putlara veya şahıslara) hayvan kesene Allah lanet etsin. Arazinin sınır taşlarını çalana Allah lanet etsin. Ana-babasına lanet edene Allah lanet etsin. Bir fesatçıyı himaye edene Allah lanet etsin.»

Hayvan kesmek iki türlü olur. Ya ibadet maksadı İle hayvan kesilir ki, buna kurban denilir. Yahud sırf helâl rızik olarak istifadelenmek İçin kesilir. Buna hayvan boğazlamak denir. Eti yenen her çeşit hayvanı kesmek gibi. İster kurban niyeti ile, ister et niyeti ile hayvan kesilirken Allah adını söy­lemek, besmele çekmek şarttır. Allah adına kesilmeyen hayvanın eti yenmez; ancak unutarak besmele -terk edilmiş olursa, eti yenir. Bîr put adına, Kabe adına, bir şahıs adına kesilen hayvanların eti yenmez. Eğer Allah'dan başkası için kesilen şeye hürmet ve ibadet olsun diye yapılırsa, bu küfür olur. Yine Allah'ın rahmetine yaklaşmaya vesile olsun diye, Allah'dan başkası adına kesilirse, bu da dinden çıkmış olur. Allah'dan başka bir şahsın rızasını kazanmak için kurban kesmek de büyük günahtır. Hayvan etinin helâl olması ve ibadetin makbul olması için, hayvan boğazlanırken bes­mele çekilir ve Allah rızası niyyet edilir. Bunu yapmayan lanete hak kaza­nç yani Allah'ın rahmetinden (cennetinden) uzak olur.
Tarla, arsa ve arazi gibi yerlerin hududunu değişteren sınır taşlarını yer­lerinden oynatıp kaldırmak veya yerlerini değiştirmek sureti ile hudud te­cavüzünde bulunmak, başkasının hakkını çalmak olduğundan haramdır. Şu tecavüzü işleyene lanet vardır. Hİç bir Müslüman böyle laneti gerekti­ren işlere el sürmemelİdir.
Ana-babaya lanet etmek, buna sebep olma hali ile izah edilir. Bir krmse, bir adamın ana-babasma lanet ederse o adam da bu lanet okuyanın ana-babasına lanet eder. Böylece ebeveynine lanete vesile olduğun­dan günah işlemiş olur. İşte doğrudan doğruya dahi olmasa bile bu şekil­de sebebiyet vererek ana-babaya lanet getirmeyi Hazreti Peygamber yasaklıyor. Laneti gerektiren bir hareket olduğunu bildiriyor. Şüphe yok ki, doğrudan doğruya ana-babaya lanet etmek çok daha büyük günah olur, Allah'ın rahmetinden daha çok uzaklaştırır.
Bir fesatçıyı korumak, insanlar arasına girip de gerekli bîr cezanın tat­bikine engel olmak veya dinde olmayan bir şeyi uyduranın hareketine nza gösterip göz yummak zararlı işler olduğundan, bu gibilere yardımcı olma­mayı Peygamberimiz ifade buyurmakta ve böylek ötü kimselere yardımcı olanlara «Azab olsun» duasında bulunmaktadır.
Lanet kelimesinin lügat manası, uzaklaştırmak ve kovmaktır. Hadîs-i şerifte, azaba müstahak olmak, rahmetten ve cennetten uzak olmak mana­larına gelir. Lanete uğrayan, yani Mef'ûn, dünyada Allah'ın yardım ve rah­metinden uzak kalmış olan, âhirette de azaba düşmüş olan demektir. Di­nimizde muayyen bîr mü'mîn şahsa lanet duasında bulunmak caiz değil­dir; zira Peyçtamber Efendimiz :
«— Ben lanetçi olarak gönderilmedim.» buyurmuştur. Ancak şahıs belirtmeksizin bazı günah işleyicilere, o günahın cinsi kasd edilerek lanet duasında bulunmak caiz görülmüştür. Muhaddisler, bu hadîs-i şerifte gecen lanet edilmesinin, Allah tarafından vaki olacak azabı, Hazreti Peygamber in haber vermesi manâsına yorumlamışlardır. O halde, izahı geçen dört cins günahı işleyenlere Allah azab etmiştir, demek olur.
Hadîs-i şerîfi Hazreti Ali 'den nakleden Ebü't-Tufeyl'in adı Amir ibni Vasile 'dir. Uhud savaşı yılında doğmuş olup, ashabdan en son vefat edendir. Ölüm tarihi hicretin 100, 107 ve 110 yılları olarak gösterilir. Hazreti Peygamberin irtihallerinde sekiz yaşında bulunuyordu.
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:11 AM   #8 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

18— Ebu'd-Derdâ şöyle demiştir:
«Resûlüllah (Sallallahüaleyhi ve Sellem) bana şu dokuz şeyi emretmiş­tir:
«(1) Parça parça doğransan veya ateşte pişirilsen bile, Allah'a hiç bir şeyi ortak etme.
(2) Kasden (özür olmaksızın) farz namazı asla terk etme; onu kasden terk edenden Allah'ın himayesi kalkmış olur.
(3) Asla şarap içme; çünkü o, her kötülüğün anahtarıdır.
(4) Ana-babana itaat et.
(5) Yerinden çıkmanı emrederlerse (çıkmana izin verirlerse), onla­rın rızasını kazanmak için çık.
(6) Kendini haklı zannetsen bile, başındaki idarecilerle çekişme (onlara, Müslüman oldukları müddet karşı çıkma).
(7) Arkadaşların kaçsa ve helak dahi olacak olsan, sen muharebe­den kaçma.
(8) Zenginliğinden ailene yedir ve harca.
(9) Ailene kırbacını kaldırma; onları Aziz ve Celîl olan Allah hak­kı için korkut.»]

Dört kadar hadîs-i şerîf rivayet etmiştir. Hazreti Ebu Bekir ile Hazreti Ömer'in faziletlerini itiraf etmekle beraber, Hazreti Ali'ye olan muhabbetinden ötürü onu öne geçirirdi. Hazreti Ali'nin savaşlarında hep onun saflarında bulunmuştu. Allah hepsinden razı olsun... Hadîs-i şerîfteki dokuz tavsiye kısaca şöyle açıklanır:
1— Küfürden, imansızlıktan, Allah'a ortak koşma günahından daha büyük bir günah olmadığından ve böyle bir cinayet üzere ölmüş bulunan kimse, ebedî olarak cehennemde kalacağından, ne pahasına olursa olsun böyle bir günahı işlememek icâb eder. Kalben ve arzu ile bu günahın İr­tikâbına yol yoktur. Ancak kat'î bir ölüm tehlikesi karşısında kalben değil de, yalnız lisan ile küfür kelimesi söylenebilir. Söylemeden öldürülse, şehid olur. İşte'ebedî hüsrana düşmemek için Hazreti Peygamber en çetin şartlar altında dahi küfre varmamayı tavsiye buyuruyor.
2— Farz namazlar, ibadetlerin esası olup, fenalıklardan alıkoydukları cihetle bunlara devamın önemi aşikârdır. Unutma ve ağır hastalık gibi özürler dışında farz namazlar terk edilmez. Farzı terk edenden Allah'ın rahmeti ve himayesi kalkar.
3— Şarap her fenalığın anası olarak gösterilmiştir. Şarabın Arapçası «Hamır»dır ki, aklı gideren şey demektir. Bu itibarla aklı gideren, insanı sarhoş eden her içki şarap hükmündedir. Her hayırlı iş akıl sayesinde mey­dana getirildiğinden, aklın yok olması halinde de her fenalığa kapı açıl­mış olur. Bu bakımdan şerefli bir mevkii olan hem aklı korumak, hem de cemiyet İçerisinde fenalıklara sebebiyet vermemek için Peygamberimiz asla şarap içmemeyi tavsiye etmişlerdir.
4— Ana-babaya İtaat etmek ve onlara iyilikte bulunmak, rıza ve dua­larını kazanmak gerektiğine dair izahat önceki hadîs-i şeriflerde geçmiştir.
5— Ana-babanın İzni olmadıkça başka memlekete göç etmek, sefere çıkmak doğru değildir. Hatta anne ve babanın şiddetli bir ihtiyaç ve ızdırap çekecekleri bir durum varken, hacca gitmekten evlâdıni alıkorlarsa, gü­nahkâr olmazlar. Tehlike olmadığı takdirde izinsiz ilim tahsiline de gidilebilir.
İslâm kaidelerine aykırılığı gerçek olan bir kötü iş görmedikçe idareclierlc çekişmeyi, memuriyet için çırpınmayı, idarecilere karşı çıkmayı Peygamberimiz yasaklamışlardır. Fakat Islâmî bir gerçek ihlâl edildiği tak­dirde, hakkı söylemek bir vazifedir. Güç miktarınca da, küfür hali üzerinde bulunanlara karşı çıkılır.
7— Muharebeden kaçmanın İslâm'a ve Müslümanlara çok büyük za­rarı dokunduğundan daha önceki hadîs-i şerifte büyük günahlardan sayıl­mıştı. Bozgun ve paniğe sebebiyet vermekle işi mağlûbiyete kadar götürür. İslâm'ın İzzet ve şevketini kırar. İslâm İçin zillet ve perişanlık vesilesi olan muharebeden kaçmak fiili de böylece yasaklanmıştır.
8— Bir insan, ailesine, çoluk-çocuğuna sahip olduğu zenginlikten harcamalıdır. İsraf olmayacak şekilde, terbiyelerine, yiyip içmelerine ve giyim­lerine harcamalı, onları dar durumda bırakmamalıdır. Cenab-ı Hak, bir ku­luna vermiş olduğu nimetin eserini, onun üzerinde görmek İster. İmkânlar nispetinde cimrilik göstermeden ve İsraf yapmadan ehline harcamalıdır.
9— Bu hadîs-i şerifte aileye karşı kırbacı kaldırmamayı, yani zevce, evlâd ve hizmetçileri döğmemeyi Peygamberimiz tavsiye buyuruyor. Her İki halde de izahı mümkündür. Birinci rivayete göre, haklı bir sebepten dolayı olsa bile aile efradını döğmek hayırlı ve iyi bir iş değildir. Işın akıbetinden korkutmak ve bağışlamak en doğru bir yoldur. İkinci rivayete göre, döğmenin cevazı bahis konusu olur. En son çare olarak döğme ola­bilir ve ailedeki otorite bu yol ile sağlanabilir. Burada da hududu aşma­mak gerekir.
Ebu'd-Derdâ:
Bu hadîs-i şerifi rivayet eden ashab-ı kiramdan Ebu'd-Derdâ'nın İsmi Uveymir ibni Malik 'dir. Bedir savaşında Müslüman oldu. Uhud ve ondan sonraki savaşlarda bulundu. Daha ziyade «Ebu'd-Derdâ» künyesi ile şöhret bulmuştur. Ashab-ı kiramın sayılı âlimlerinden biri idî. Hazreti Ömer'in hilâfeti zamanında Şam kadılığına tayin edildi ve Hazreti Osman devrinde yine orada vefat etti. Bir rivayette de Haz­reti Osman 'in hilâfetinden önce hicretin 32. yılında vefat etmiştir. Uhud savaşı esnasında Hazreti Peygamber onun hakkında :
Uveymir ne güzel süvaridir = binicidir.» buyurmuştur.
19— Rivayet edildiğine göre Abdullah Ibni Amr şöyle dedi:
Bir adam Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi ve şöyle söyledi :
«— Ana-babamı ağlar bırakarak hicret etmek üzere senin emrini almağa geldim. (Hazreti Peygamber ona) dedi ki:
«— Onlara dön, onları nasıl ağlattınsa, öylece onları sevindir, güldür.»

20— Abdullah îbni Amr dedi ki, cihada gitmek isteyen bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldi. (Hazreti Peygamber ona sorarak şöyle) dedi:
«— Ebeveynin hayatta mı?» (O adam da) : «Evet!» dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber:
(Madem ki müslüman ana-baban var,) onlar için gayret et, çalış.
(Kendilerine iyilik ve ihsan et); buyurdu.»

Meşru işlerde ana-babaya itaat etmek farzı ayındır. Fakat düşman sal­dırısı olmayan normal zamanlarda cihada çıkmak kifaye üzere farzdır. Bir kısım Müslümanların cihad vazifesinde bulunmaları ile diğer Müslümanlardan bu sorumluluk düşer. Bunun için ferden kendisine cihad farz olma­yanın ana-babasi için çalışması daha önemli tutulmuştur. Ancak umumî bir mecburiyet veya düşman istilâsı gibi bir durum olursa her mükellef ci­had etmek zorunda kalır. Cihad için izine lüzum kalmaz
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:12 AM   #9 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(10) Ebeveynine Kavuşup Da Cennete Giremeyen Kimse


21— Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
«— Yazıklar olsun o kimseye, yazıklar olsun o kimseye, yazıklar olsun o kimseye...»
Ashab:
«— Ya Resûlallah, kimdir o?» dediler.
Hazreti Peygamber:
«— O kimsedir ki, yanında ana-babasına, yahud bunlardan birine ihtiyarlık erişmiş de Cehenneme girmiştir.» buyurdu.

Metinde üç defa tekrarlanan «Rağıme enfuhu = Yazıklar olsun» cûmlesi, lügat manası itibariyle burnu toprağa sürünsün, demektir. Bundan ki­naye olarak hakîr olsun, zelil olsun manalarında kullanılır. Burada Türkçemize daha uygun olarak «yazıklar olsun» şeklinde terceme edilmiştir. Bu cümlenin üç defa tekrarlanması, işte fazla nefret bulunduğundandır. Aynı zamanda Cehenneme düşmekten sakındırmak İçindir. Anlaşılıyor ki, yaşlı­lık ve zafiyet halinde olanın yardıma ve bakıma olan ihtiyacı, dinç halde iken olan ihtiyacından çok daha fazladır ve önemlidir. Bu durumda ana-babasına hizmet etmeyen, onlara iyilik ve ihsanda bulunmayan kimse rıza ve dualarını kazanamayacağı cihetle Cehennemlik olmağa hak kazanır.
Aksine onlara hizmet eden de, onlar sebebiyle Cennete girmiş olur. Böyle Cennete vesile olacak bir fırsatı kaçırana elbette yazıklar olsun.

(11) Ana-Babasına İyilik Edenin Allah Ömrünü Artırır


22— Sehl'in babası Muaz'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dedi ki:
«— Ana-babasına iyilik edene Cennet olsun, Azîz ve Celîl olan Allah onun ömrüne bereket versin (ömrünü çoğaltsın.)»

Metinde geçen «Tuba = » kelimesi, Cennet, cennetteki bir ağaç manalarına geldiği gibi, saadet ve hayır karşılığı olarak da kullanılır.
Caiz olmayan bir şeyi peygamberlerin istemesi muhal olduğuna göre, burada ömrün ziyadeleşmesini istemek, onun vuku bulabileceğine delil teş­kil eder. Diğer taraftan Cenab-ı Hak, herkesin muayyen bir eceli var, o geldiği zaman, ne bir an gecikir, ne de bir an öne geçer buyurmaktadır. Her iki delilin karşılaşması halinde, ömrün uzatılmasının bereket manasını veya rızık bolluğu anlamını taşıdığı izahına gidilmektedir. Ömrün artmacı demek, bereketli olması, nimetler içinde bulunması demek olur. Bir kısım âlimler de, ömür muayyen olmakla beraber uzalıp kısalabileceği görüşün­dedirler. Meselâ : Bir adam, ana-babasına itaat ve ihsan ettiği takdirde, yaşı seksen yıldır. Bunu yapmayınca altmiş yıl olarak kalacaktır. Böyle bir kimse, ebeveynine ihsan edince seksen yaşına varacağından ömrü artmış sayılır.
Muaz b. Cebel kimdir?:
Hadîs-i şerifi rivayet eden Muaz, ashabı kiramdan olup, aslen Mısır halkından olduğu söylenir. Hazreti Peygamber'den hadîs-i şerifler rivayet etmiştir Oğlu Sehl de kendisinden rivayette bulunmuştur. Halife Abdu'l-Melik ibni Mervan devrine kadar yaşamıştır. Allah ondan razı olsun...
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-16-2010, 07:12 AM   #10 (permalink)
HiRaNuR
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

(12) Bir Kimse Müşrik Babasına Mağfiret Dilemez


23— Allah Azze ve Celle'nin :
«— Eğer ana-babandan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık haline ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme ve onları azarlama. İkisine de acıyarak tevazu kanadını indir ve şöyle de :
«— Ey Rabbim! Onlar, beni küçükken (merhametle) terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et. (İsra; 23, 24)» âyet-i kerîmesini, Berâe (Tevbe) Sûresinde olan:
«— Müşriklerin Cehennemlik oldukları müminlere belli olduktan sonra—bunlar akraba bile olsalar— artık onlar için ne peygamberin, ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur. (Tevbe: 113)» âyet-i ke­rîme riesh ettiğini = hükmünü kaldırdığını İbni Abbas anlatmıştır.
Birinci âyet-i kerime, mutlak olarak ana-babaya itaat etmek ve onlar için hayır duada bulunmak manasın beyan etmekte ise de, daha sonra nâzii olan İkinci âyet, müşrik olan ana-baba dahi olsa, onlara mağfiret duasında bulunulamıyacağmı emretmekfedir. Bu bakımdan Ibni Abbas hazretleri, metinde önce geçen âyet-i kerime, sonra gelen âyet İle nesh edilmiştir demiştir. Bundan anlaşılıyor ki, mümin olmayanların bağış­lanmaları Allah dan istenmez, onların hidayete ermeleri için Allah'a dua edilir. Müslüman olmaları için çalışılır. (Abdullah ibni Abbas için 4. hadîs-i şerife bak.)

(13) Müşrik Ana-Babaya İyilik Etmek


24— Sa'd İbni Ebi Vakkas'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
«— Benim hakkımda, Allah Tealâ'nın kitabından dört âyet nazil ol­du. Annem, ben Hazreti Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den (di­ninden) ayrılmadıkça, yememeğe ve içmemeğe yemin etmişti. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) şu âyeti inzal etti:
«— Eğer ana-baban, bilmediğin (benimsemediğin şirkten) bir şeyi, bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, bu takdirde kendilerine itaat et­me. Onlara dünyada iyi bir şekilde sahiblik et. (Günah olmıyan işlerde onlara yardımcı ol, itaat et.» (Lokman : 15).
(İkincisi) : Ben, (savaş ganimetinden) çok hoşuma giden bir kılıç almıştım. Dedim ki, ey Allah'ın Resulü! Bunu bana hibe et. Arkasından:
«— Ey Resulüm, sana ganimet malından soruyorlar...» (Enfal: 1) âyeti nazil oldu.
(Üçüncüsü) : Ben hastalanmıştım. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana geldi. Dedim ki, ey. Allah'ın Resulü! Ben malımı bölmek isti­yorum, yarısını vasıyyet edeyim mi?» Peygamber:
«— Hayır!» dedi. Üçte birini, dedim Hazreti Peygamber sükût etti. Bundan sonra üçte bir vasıyyet caiz oldu.
(Dördüncüsü) : Ensar'dan bir topluluk ile şarap içmiştim. Bunlardan bir adam, (Mekke yolu üzerinde) Lehyey Cemel adındaki yerde burnu­ma vurdu. Ben de (şikâyet için) Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve Sellem) 'e vardım. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celte), şarabı haram kılan âyeti inzal etti. (Bakara: 219)
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Sistem Bilgisi ve Linkler Site Durumu