iSLami Forum,iSLam Forum,Dini Forum,Dini Konular » iSLam Konuları » Hac » Herkes Davetli
kayit ol

Hac Hac Fazilet,Farzi,Hükümleri çasitleri ve akla gelen tüm hac üzerine konular...

Tags: ,

Herkes Davetli


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 03-05-2010, 02:46 PM   #1 (permalink)
isLamForumLari.COM
 ByBaRLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 1.209
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 10
ByBaRLa is on a distinguished road
Standart Herkes Davetli

Herkes davetli

Yüce Mevlâ, Hacer validemizi yavrusuyla birlikte korudu, büyüttü. Geçen kervanlardan Mekke'ye gelip yerleşenler oldu. Derken küçük bir kasaba haline geldi. Daha sonra Allah'ın takdir ettiği bir günde İbrahim a.s ., Mekke'ye geldi ve oğlu İsmail a.s. ile Kâbe'nin temellerini ortaya çıkartıp inşasını yaptı. Mekke ahalisi İbrahim a.s.'a tabi oldu. Onunla birlikte Kâbe'ye yönelerek Yüce Mevlâ'ya kulluklarını yaptı.

Bir gün İbrahim a.s. bütün insanlığı hacca davet etmekle görevlendirildi. Tabii ki Allah Tealâ tarafından… Bu olay, Kur'an-ı Kerîm'de şöyle ifade buyuruldu :

“Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et! Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan yorgun argın develer üzerinde gelsinler!.. ” (Hac, 26-27 )

İbrahim a.s.' ın yapmış olduğu bu daveti Yüce Mevlâ yer ile gök arasında bulunan herkese hatta taşlara, ağaçlara, topraklara varıncaya kadar her şeye işittirdi. Bu davete bütün varlıklar “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diyerek itaat etti. (Hakim en- Nisaburî , el-Müstedrek ala's - Sahihayn , 2/421, 601)

Yoluna gücü yeten herkes davetliydi artık. Kâbe'yi ziyaret etmek için atılan her adım, harcanan her kuruş ibadet olarak yazılıyordu. Hem de farz bir ibadet... Hacca veya umreye gitmeyi arzulamak, niyet etmek, sohbetini yapmak, derdine düşmek, kısaca Kâbe'yi ziyaret uğruna herhangi bir şey yapmak insanın yapabileceği en mübarek amel olarak kaydediliyordu.

Dışarıdan bakıldığında bir seyahat; doğru… İnsan zaten bir yolcu değil mi? Zaten büyük bir kervan içinde akıp gitmiyor mu? Hep mekân değiştirip durmuyor mu? İşte Yüce Mevlâ kulunun bu en önemli özelliğini ibadete çevirmiş. Her bir adımına mükâfat ihsan eylemiş. Evini ziyarete gelenleri anasından doğduğu gün gibi bütün günahlarından temizleyeceğini vaat etmiş. Misafirleri olarak maddi-manevi ikramlarla onları geri göndereceğini haber vermiş…

Son Nebi ve Kâbe

İbrahim a.s.'dan sonra her zaman olduğu gibi toplumda çeşitli yozlaşmalar oldu. Gelen nesillerin bir kısmı İbrahim a.s.'ın yolunu terk etti, putlara tapmaya başladı ve Kâbe-i Muazzama'nın etrafını putlarla doldurdu.

Allah Tealâ , İbrahim a.s.'ın torunları arasından son elçisini gönderdi. Muhammed Mustafa s.a.v.'i Mekke topraklarında nübüvvetle görevlendirdi. Yirmi üç sene içerisinde şirk alameti olarak ne varsa hepsini temizledi. Mekke, Medine ve bütün Arap yarımadası Kâbe'nin sahibine iman eyledi. Bu hidayet halka halka genişlerken, Efendimiz s.a.v. insanı kemale erdirecek bütün hakikatleri ve ibadetleri müminlere öğretti.

Hicretin onuncu senesiydi. Bu senenin, Rasul -i Ekrem s.a.v.'in dünyadaki ömrünün son senesi olduğunu kim bilebilirdi? Allah'ın dinini insanlığa tebliğ yolunda hiç kimsenin tahammül edemeyeceği çilelerle, mücadelelerle dolu peygamberliğinin yirmi üçüncü yılıydı.

Onuncu yılın Zilkade ayında Rasul -i Ekrem s.a.v. hacca gideceğini ilan buyurdu. Bu haber her tarafa yayıldı. Yürüyebilen veya binekli olarak yola çıkabilecek olan herkes hazırlıklarını yapıp Medine'de toplanmaya başladı.

Rasul-i Ekrem s.a.v ., Medine'ye hicretten sonra altı yıl Kâbe-i Muazzama'yı ziyaret edememişti. Altıncı yıl çıkmış olduğu umre yolculuğu, Mekke'deki müşriklerin engellemesi sonucu Hudeybiye'de son bulmuştu. Efendimiz s.a.v. Hicret'ten sonra ancak yedinci yılda Kâbe'yi ziyaret edebildi.

Mekke'de toplam üç gün kalabilmişti. Umresini tamamlayıp geri döndüğünde Mekke'deki müşrikler, ertesi yıl Mekke'nin fethedileceğini nereden bileceklerdi?

Hicretin sekizinci yılında Mekkeli müşrikler Hudeybiye anlaşmasını bozunca Efendimiz s.a.v. büyük bir orduyla Mekke'yi fethetti. Hemen peşinden çevre kabilelere doğru fethi genişletti. Bu esnada Mekke'ye otuz kilometre kadar bir mesafede bulunan Cirane'den bir umre daha yaptı.

Hicret'in dokuzuncu yılında Rasul -i Ekrem s.a.v. Medine'de kaldı. Hac için Hz. Ebu Bekir r.a.'ı görevlendirdi. Hicretin onuncu yılında da hep birlikte hacca gitmek için hazırlıklara başlandı. Bu Allah Rasulü'nün dünya gözüyle Kâbe'yi son ziyareti olacaktı. Bundan dolayı daha sonra bu ziyarete Veda Haccı ismi verilecekti.

Efendimiz s.a.v. Hicret'ten sonra iki umre yapmıştı. Şimdi hac için yola çıkıyordu. İslâm'ın beşinci şartı olan hac ibadetini yapacaktı. Bu esnada hac ibadetinin önemini ve ne şekilde yapılacağını da ümmetine öğretecekti.

Yüce Mevlâ ayetlerini inzal buyuruyordu:

“Yeryüzünde insanlar için konulmuş olan ilk ev, Mekke'de olandır. Mübarek kılınmış ve bütün âlemler için hidayet olmuştur. Orada apaçık deliller ve İbrahim'in makamı vardır. Beytullah'ı haccetmek, yoluna gücü yetmek şartıyla bütün insanlar üzerine Allah'ın hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Âl-i İmran, 96-97 )

İhram

Rasul-i Ekrem s.a.v ., Medine'de toplanan yüz bini aşkın müslümanla Zilkade ayının sonlarına doğru yola çıktı. Medine'nin yakınında bulunan ve Medine'lilerin mikat yeri olan Zülhuleyfe'de ihrama girdi. İki rekât namaz kıldı ve telbiye getirdi:

“Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk: Buyur Allahım emrine geldim. Buyur Allahım , senin ortağın yok. Hamd sana. Nimet de hükümranlık da senin. Senin hiçbir ortağın yok.”

İhrama girmek, normalde helal olan birçok şeyi kişinin kendisine haram kılması demektir. Giyinmeden traş olmaya, koku sürünmeden yüzü örtmeye, yeşillik koparmaktan avlanmaya varıncaya kadar birçok şeyden el etek çekmek demektir. Adeta harem topraklarında Allah'ın misafiri olarak ölümü ve ahireti yaşamak... Zorunlu ihtiyaçlarla yetinip, çoğunlukla ibadetle, tefekkürle, tezekkürle meşgul olmak demektir.

Tavaf

Rasul-i Ekrem s.a.v ., etrafında yüz binden fazla Sahabi ile Mekke'ye ulaştı. Benî Şeybe kapısına kadar ilerledi. Kâbe'yi görünce ellerini kaldırıp dua etti. Sonra rida denilen ihram bezinin üst kısmının bir tarafını sağ omzunu açıkta bırakacak şekilde koltuğunun altından geçirip sol omzuna attı ( ıztıba ). Doğruca Hacer-i-Esved'in yanına gitti. Gözyaşlarını tutamıyordu. Ellerini yaslayıp onu öptükten (istilâm) sonra şöyle söyledi:

- Bismillâhi Allahu Ekber . Ey Allahım ! Sana iman ederek (geldim); Kitabını ve Rasulü'nün sünnetini tasdik ederek (geldim).”

Efendimiz s.a.v. tavafa böyle başlamıştı. Biz de O'nun gibi tavaf yapmalıyız. Kâbe'nin etrafında dönmenin, Allah'a itaatin en üst seviyede ifadesi olduğunu bilerek tavaf yapmalıyız. Hacer -i Esved'i öpmek mümkün olmayınca, uzaktan ellerimizi kaldırıp “ Bismillâhi Allahu Ekber ” diyerek istilâm etmeli ve tavafa başlamalıyız. Allah Rasulü'nün gözyaşlarını hatırlayarak gönlümüzün ve gözümüzün nurlanmasını dileyerek başlamalıyız.

İbn Ömer anlatıyor: “ Rasulullah s.a.v. Hacer -i Esved'i istikbal etti ve sonra istilam etti. Sonra da iki dudağını üzerine koyup uzun uzun ağladı. Döndüğünde Ömer'i yanında gördü o da ağlıyordu. Şöyle buyurdu: Ya Ömer, burada gözyaşları dökülür.” (Sahih-i İbn Huzeyme , 4/212)

İbn Abbas r.a. anlattı: “Nebi s.a.v. şöyle buyurdu: Allah, kıyamet gününde Hacer -i Esved'i diriltecek; onun gören iki gözü ve konuşan dili olacak da, kendisini istilâm edenlere dosdoğru olarak şahitlik edecek. ( Tirmizî , Hac 113; Sünen-i Beyhakî , 5/75)

Rabbimiz'e gönlümüzü açıp: “Ey Rabbim! Sana iman ettiğim için geldim. Bu evi mübarek kılanın sen olduğuna iman ederek geldim. Kitabında yer alan ve Rasulün İbrahim a.s.'a yaptırmış olduğun davete icabet ederek geldim. Rasulün Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.'in sünnetine uyarak geldim. Onlar nasıl evini tavaf ettilerse, onların izlerine basarak onların yolundan gitmek için geldim.” diyerek nice hayırlı insanların ve binlerce meleğin arasında tavaf ettiğimizden asla şüpheye düşmemeliyiz.

Sa'y

Tavafı tamamladıktan sonra Rasul -i Ekrem s.a.v ., Safa tepesine yöneldi. Oraya yaklaşınca Safa ve Merve'nin Allah'ın şiarlarından (mübarek kıldığı sembollerden) olduğunu bildiren Bakara 158. ayetini okudu. Üstüne çıkınca Kâbe'ye doğru döndü ve oraya bakarak tehlil ve tekbir getirdi:

- “Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir. Eşi ve ortağı yoktur. Hükümranlık O'nun, hamd , O'na mahsus. Diriltir, öldürür; her şeye kadirdir. Allah'tan başka hiçbir ilâh yok. Vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Toplanmış olan bütün kabileleri, tek başına bozguna uğrattı.”

Bir müddet dua ettikten sonra Safa tepesinden Merve tepesine doğru yürümeye başladı. İki tepe arasındaki düzlüğe ulaştığında hızlıca ve salına salına koştu. Merve tepesine yaklaşınca yine yukarıdaki ayeti okudu ve tepeye varınca Kâbe'ye dönerek tekbir ve tehlilde bulundu. Dua yapıp Safa tepesine doğru döndü.

Allah nasip eder de hacca veya umreye gidersek, Hacer validemizi mutlaka hatırlamalıyız. Safa ile Merve tepeleri arasındaki sa'y (hızlı yürüyüş, koşturma) onun bir hatırasıdır. O kendisinden sonra gelen bütün insanlık için bir görevi üstlenmişti, namazı hayata ikame etme görevini. Bu görevi yerine getirmek için Ürdün'den Mekke'ye hicret etti. Bebeğiyle yapayalnız çölün ortasında hayat mücadelesi verdi.

Safa tepesinden Merve tepesine koşturup durması, Kâbe'yi yeniden inşa edecek olan bebeğinin hayatta kalması içindi. Yeryüzünde kılınan her namazda Hacer anamızın, İbrahim ve İsmail a.s.' ın hakkı ve hatırası vardır. Bizim için o çilelere katlanan Hacer anamızın çektiği ıztırabı bizim hissetmemiz mümkün değildir. Ama sa'y yaparken Hacer anamızı hatırlayarak onunla koştuğumuzu düşünebiliriz. İsmail a.s.' ın ağlama seslerini hayal edebiliriz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in Hicret'ten yedi yıl sonra etraftan seyreden Mekkeli müşriklerin bakışları altında büyük bir hasret ve iştiyakla burada sa'y ettiğini düşünebiliriz. Böylece bir anlamda namazın hayata ikamesi hususunda verilen mücadelelere katılmış oluruz.

Safa ile Merve arasında sa'y etmek sadece yürümek veya koşmaktan ibaret değildir. Onlar, Allah'a davetin, O'na kulluğun ve bu uğurda çekilen çilelerin şahitleridirler. Bunun için Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

“Şüphe yok ki Safa ile Merve, Allah'ın şiarlarındandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde bir beis yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.” (Bakara, 158)

Vakfe

Rasul-i Ekrem s.a.v., Zilhicce'nin sekizinci günü Mina'ya çıktı. Orada bir gece kalıp ertesi gün Arafat'a hareket etti. Orada veda hutbesini irad buyurduktan sonra, öğle vaktinde öğle ile ikindi namazlarını birleştirerek kıldı. Sonra Rahmet tepesinin eteğine gelerek devesini kayalıklara yaklaştırıp Kâbe'ye doğru yöneldi. Ellerini kaldırıp duaya başladı. Güneş batıp sarılığı gidinceye kadar uzun bir süre duaya devam etti. Allah'a imanını ve teslimiyetini dile getirdi. Bol bol tevbe etti. Her türlü kötülükten ve musibetten O'na sığındı.

Arafat meydanı, hac yolculuğunun son noktasıdır. Gidişin noktalanıp dönüşün başladığı mekândır. Orası adeta saatlerin durması, derin bir ömür muhasebesinin yapılması gereken bir yerdir. Günahların döküldüğü ve ilâhi lütufların çekildiği bir yer. Herkesin kendi derdine yandığı bir yer. Yeryüzünün her köşesinde alev alev yanan gönüllerin niyazlarını bir araya getirdikleri bir meydan...

Orada Mevlâ'ya yükselen tevbelerin ve niyazların arasında herkes kendi derdine düşmeli, günahına yanmalı, gözünü etraftan kurtarmalı, sadece Rahman'a yalvarmalı. Ömürde belki de bir daha nasip olmayacak olan bu ânı , sadece Yüce Mevlâ'ya niyaza ayırmalı.

Veda zamanı

Rasul-i Ekrem s.a.v., güneş battıktan sonra Müzdelife'ye hareket etti. Ertesi gün Mina'da şeytan taşladıktan sonra kurbanlarını kesti ve Kâbe'ye doğru yolculuğuna devam etti. Ziyaret tavafından sonra tekrar Mina'ya çıktı. Üç gün peş peşe Mina'da ikamet buyurduktan ve bu günler içinde her gün üç mahalde şeytanı taşladıktan sonra Kâbe'ye döndü. En sonunda veda tavafını yaptı.

Veda tavafından sonra Efendimiz s.a.v. Mekke'den ayrıldı. İbadetlerimizi nasıl yapacağımızı kendisinden öğrenmemizi ve nasıl ibadet ediyorsa öyle ibadet etmemizi tavsiye ediyordu. Şöyle buyurmuştu:

“ Menâsıkınızı ( Hacc ve umre ile ilgili ibadetlerinizi) benden alın; bilemiyorum, belki de bu hacdan sonra hac yapamam.” (Müslim, Hac 310)

. . .

İlk insandan itibaren yeryüzü ehlinin kıblesi olan Kâbe-i Muazzama, müslümanların sadece ibadetlerinin değil, hayatlarının ve anlayışlarının da kıblesidir. Âdem a.s.' dan Muhammed Mustafa s.a.v.'e kadar bütün peygamberler bu hakikatin şahitliğini yapmışlardır. Günlük yaşantımızda yerini alan Beytullah'ı dünya gözüyle ziyaret etmek dinimizin beş temel şartından biridir. Onu ziyaret etmenin insana neleri kazandıracağı, ziyaret etmeden asla anlaşılamayacak hakikatlerdendir.

Diller donuk, gönül yanık, kelimeler aciz kalıyor. Yüce Mevlâ kullarına Kâbe'nin sıcaklığını, ziyaret esnasında ihsan ediyor. Bunu yaşamak lazım. Gücü yeten herkesin ömründe bir kez olsun yaşaması lazım...

ByBaRLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Sistem Bilgisi ve Linkler Site Durumu