![]() |
|
![]() |
| Dogru isLam Bilgileri Kur'an'i ve sünneti dogru anlama.Yüce Dinimizin en dogru sekilde emrettigi gibi doru bilgileri ,bu baslik altinda bulabilirsiniz... |
| Tags: en hayirli, ummet |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
isLamForumLari.COM
![]() |
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat (s.a.v) Efendimiz’i en mükerrem yaratıp, en değerli kıldığı gibi, ona tâbi olup nurlu yolunu takip ederek, kendi canlarından da, cananlarından da aziz tutup, getirmiş olduğu ilâhî esasları ruhen tatbik eden ümmetini de diğer ümmetlerden üstün kılmıştır. Bu üstünlük, gerçek Allah katında değerli ve üstün olan o Aziz Peygamber’e uymaları, kendi nefis ve arzularından sıyrılıp o Rauf ve Rahim olan merhamet deryasında hayat bulmalarından olmuştur. Zira bütün iyilik güzellik Hakk’tan gelendedir. Allah-u Teâlâ o Aziz’i seçmiş, seçilenleri de o Aziz için seçmiştir.
Bu fazilet ve meziyet devam ediyor ve devam edecektir. Peygamberlik Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz ile hatmolup sona erdikten sonra Resulullah’ın nuruna eksiklik olmamıştır. Her zamanda ve mekânda devam etmekte, icabettiğinde zâhir olmaktadır. Eğer o nur olmasa idi, hiçbir varlık olamaz, hayat biter, âlemlerin ziyası söner, her şey aslına dönerdi. Çünkü o hayat kaynağı. O Allah-u Teâlâ’ya muhtaç, yaratılanlar o nura muhtaç. Kur’an-ı kerim her asra hitap etmekte: “Biliniz ki Resulullah aranızdadır.” buyurulmaktadır. (Hucurât: 7) Evveli bizzat Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimizle o zaman yaratılmışların arasında idi. Nur nura kavuştu, kendisinin nuruydu. Hem cismaniyet ile hem de nuru ile insanların arasında idi. Cismaniyeti dâr-u bekâ’ya göç edince vekilleri ile insanların arasında bulundu. Şimdi ise: “Âlemlerin Rabb’i olan Allah’a hamdolsun.” (Fatiha: 1) “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ: 107) “De ki: O Allah bir tektir. Allah Samed’dir. Her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.” (İhlâs: 1-2) “Allah o Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O Hayy ve Kayyûm’dur.” (Bakara: 255 - Âl-i imrân: 2) Âyet-i kerime’lerinin sırrına, tecellisine mazhar olmuş Kâmil varisi aramızdadır. Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat (s.a.v) Efendimiz: “Âlimler Peygamberlerin varisidir.” buyurmuş, nasibi olana duyurmuştur. (Buhari) Bu nur, vekillerine böyle sirayet etmiştir. Bu nura varis olmaktan daha büyük şeref tasavvur edilemez. Zira bu kazanma ile değil verilme iledir. Hükm-ü ilâhî’dir. Âyet-i kerime’de: “Bu Allah’ın fazl-u ikramıdır, kime dilerse ona verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” buyuruluyor. (Cuma: 4) Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerimiz: “Biz ihsan olunmuşlardanız.” buyuruyorlar. Bu verilenden nasip alıp dünya saâdetine, ahiret selâmetine erebilmek ancak bu nura tâbi olmak, hükm-ü ilâhî’yi ruhen yaşamakla mümkündür. Bu hâl Allah’tan yana olmaktır, dâvâ Allah ve Resul’ünün dâvâsı, nefis dâvâsını bırakmak şarttır. Arzularını o nurun davâsına bırakanların halini Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’de şöyle buyuruyor: “Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve Hakk ile hüküm verirler.” (Araf: 181) Bunlar Allah-u Teâlâ’nın himayesine aldığı, beşeriyetin Hakk ve hakkaniyetten haberdar olması için ileriye sürdüğü vazifedar kullardır. Gönüllerinde ancak Allah-u Teâlâ’nın hükmü olduğu için halkı çağırdıkları zaman gönüllerindeki hüküm sahibi Allah’a çağırırlar, karar verdikleri zaman da gönlündeki hüküm sahibi Hazret-i Allah ile hüküm verirler. Onlarda arzu ve masiva yaşamaz. Asıl tevhid ehli bunlardır. Çünkü onlar Allah-u Teâlâ’nın desteği ile hareket ederler. Daha doğrusu onları Hazret-i Allah ayarlar. O’nun ayarını kim bozabilir? Âyet-i kerime’de: “Onlar o kimselerdir ki Allah imanı kalplerine yazmış ve onları kendinden bir ruh ile takviye edip desteklemiştir.”(Mücadele: 22) Bunlar Allah’tan yana olanlardır. Hazret-i Allah’ın tercih ettiği bunlardır. Bunların yaptığı iş ve icraat livechillah’tır. Halktan ücret almazlar. Niçin almazlar? Gani olan, hiç kimseye muhtaç olmayan, her yaratılanların kendisine muhtaç olan Hazret-i Allah’ı bildikleri için mükâfat verenlerin en hayırlısı olanı tanıdıkları için, dünyada halkın vereceği mükâfatın geçici fani olacağını, Hakk’ın vereceği mükâfatın daimi ve ebedî olduğunu bildikleri için ezcümle Hakk’a kul oldukları için halktan ücret almazlar. Tâbi oldukları nurun yüzü suyu hürmetine bunlar Hazret-i Allah’ın ilmi ve hilmi ile hareket ederler. Hazret-i Allah’ın himayesinde ve tasarrufunda bulunurlar. Hazret-i Allah’ın idaresinde oldukları için güç ve kuvvet Hazret-i Allah’a aittir. Bu bakımdan Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat (s.a.v) Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde: “Ümmetimden bir taife kıyamet kopuncaya kadar Allah’ın yardımı ile muzaffer olmaya devam edecek, mualefette bulunanlar onlara zarar veremeyeceklerdir.” buyurmaktadırlar. (Tirmizi) Hazret-i Allah’ın yardımı o nurun üzerindedir. Kudret eli hep o nur ile beraber olmuştur. Nura tâbi olanlar da o kudret elinin yardımına mazhar olmuşlardır. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’de: “Ey Peygamber! Allah sana da, sana tâbi olan müminlere de yeter.” buyuruyor. (Enfal: 64) Hazret-i Allah’ın izzeti ile izzetlenme, şerefi ile şereflenme, boyası ile boyanma, ahlâkı ile ahlâklanma şeref ve meziyeti Hazret-i Allah’ın nuruna, o nura tâbi olanlara mahsustur. Şu halde fazilet ve meziyet hep o nurda, nuru ile nurlanmış, tabiatı ile tabiatlanmış, ahlâkı ile ahlâklanmış olan naibi Resulullah’a aittir. Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat (s.a.v) Efendimiz Ashâb-ı kiram ile Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret maksadı ile Medine’den çıktığında, müşrikler Kâbe’yi ziyarete müsaade etmediler. Elçi olarak gönderilen Hazret-i Osman (r. anh) tutuklanarak öldürüldüğünün haberi geldi. Resulullah (s.a.v) Efendimiz hemen Ashâb-ı kiram’ı topladı. “Müşriklerle vuruşmadan buradan ayrılmayız.” buyurdu. Allah yolunda canlarını feda için biata çağırdı. Hepsi de savaşarak ölmeye, asla kaçmamaya söz verdiler. Ellerini tutarak Resulullah’a biat ettiler. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde: “Resul’üm! Sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların elleri üzerindedir.” buyurmaktadır. (Fetih: 10) Ashâb-ı kiram (r. anhüm) Hazerâtı için bu ne büyük bir şeref, ne büyük bir saâdet. Hep o nurun yüzü suyu hürmetine. Bu biattan sonra Resullah (s.a.v) Efendimiz: “Bugün yeryüzünden yaşayanların en hayırlısı sizsiniz.” buyurdu. (Buhari) Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’de: “Resul’üm! Andolsun ki, sana ağaç altında biat eden müminlerden Allah hoşnut olmuştur. Gönüllerde olanı bilmiş, üzerlerine huzur ve güven indirmiştir. Onları yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır.”buyurmuştur. (Fetih: 18) Hazret-i Allah’ın bu vaad-i sübhanî’si o nura ve o nurun vekilinedir. Bu nura tâbi olanlar da tabiatından dolayı peygamberlerin yolunda seyrederler, onların yolları üzerinde bulunurlar. Muhammed (s.a.v) Efendimiz ve onun mübarek ümmeti hakkında Allah-u Teâlâ Dâvud Aleyhisselâm’a şöyle vahyetmiştir: “Ey Dâvud! Senden sonra sadık ve seyyid bir peygamber gelecek. Onun ismi Ahmed ve Muhammed’dir. Ben ona hiçbir zaman kızmam, o da beni hiçbir zaman kızdırmaz. O bana asi olmadan önce, ben onun geçmiş ve gelecek bütün kusurlarını bağışlamışımdır. Onun ümmetini de rahmete erdirmişimdir. Nafile ibadetlerden, peygamberlere verdiklerimin benzerlerini onlara da vermişimdir. Peygamberlere farz kıldığım şeyleri onlara da farz kılmışımdır. Onlar kıyamet günü bana gelecekler. Onların nurları Peygamberlerin nurları gibidir.” (Beyhaki-Delâllün Nübüvve) Bu tasavvura sığmayan ihsan-ı ilâhî’ye Hazret-i Allah’ın nuru olan Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat (s.a.v) Efendimiz’in yüzü suyu hürmetinedir. Bu meziyet, bu ihsan-ı ilâhîye onun kâmil varisi ile davam etmektedir. Tabi ki nasibi olan, hidayete eren. Bu Allah-u Teâlâ’nın fazl-u ikramıdır, dilediği şekilde tasarruf eder ve dilediğini seçer. Âyet-i kerime’de: “Sizi Oseçti.” buyuruluyor. (Hacc: 78) Hakk Celle ve Alâ Hazretleri’nin seçtiğini, çektiğini nasıl hayırlı kıldığını, Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcûdat (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Ümmetim yağmura benzer, evvelkiler mi daha hayırlı sonrakiler mi daha hayırlı bilinmez.” (Tirmizi) Çünkü ümmetin evvelinde yetiştiren Resulullah’ın nuru idi. Sonrakilerinde yetiştiren onun kâmil varisi Hatem-ül Veli’nin taşıdığı Resulullah’ın nurudur. İş gören nurdur, Hazret-i Allah’ın nurudur. Nurunun nurudur. Allah-u Teâlâ böyle murad etmiş. Bunlar Allah-u Teâlâ’nın hikmet ve ulûhiyet sırlarının işleri ve alametleridir. Allah-u Teâlâ bildirmedikçe, göstermedikçe bunlar nasıl bilinir, nasıl görülür. Şu halde biz hep o nura mahtacız. İş gören nurdur, Resulullah’ın nurudur. Hakk Celle ve Alâ Hazretleri bu dini kurdu, Resulullah ile yoğurdu. Nübüvveti onunla hatmoldu. Güzel ahlâkı, şer-i hükümleri onunla kemâle erdirdi. Âyet-i kerime’de: “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimeti tamamladım. Ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” buyuruluyor. (Maide: 3) Nübüvvet Resulullah ile hatmoldu, sona erdi. Âyet-i kerime’de: “Muhammed Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”buyurulmaktadır. (Ahzab: 40) Bugün şer-i hüküm, Seyyid-i Kâinat (s.a.v) Efendimiz’in kâmil varisi ile yerine oturdu, velâyet de onunla hatmoldu, sona erdi. Bundan sonra gelecek veliler O’nun sayfaları ve tabileridir. Âyet-i kerime’de: “Halbuki kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Tevbe: 32) Çünkü Hazret-i Allah kendi yolunun Murakıbıdır. İleriye sürdüğünün destekçisi, muallimi, yolunun yolcularına ilmi ve hilmi ile destek veren, hep Hazret-i Allah’tır. Şu halde hep O, hep O’ndan. ![]() ![]()
|
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|