|
isLamForumLari.COM
 Üyelik tarihi: Oct 2009
 Mesajlar: 2.363
 Konuları:
 Cinsiyet:
|
Eshabımın hiçbirine dil uzatmayınız
Peygamber efendimizi Peygamber iken bir an gören, eğer a’ma ise, bir an konuşan, büyük, küçük her mümine Sahabi denir. Birkaç tanesine Eshab veya Sahabe denir. Bütün islam alimleri, ittifak halinde; “Eshab-ı kiram Peygamberlerden ve meleklerden sonra mahlukların, yaratılanların en efdali, en üstünüdür” buyurmuşlardır.
Resulullah efendimizi bir kere gören bir Müslüman, görmeyenlerin hepsinden kat kat daha yüksektir. Eshab-ı kiram, Şam’a girince, bunları gören Hıristiyanlar; “Bunlar, İsa aleyhisselamın havarilerinden daha yüksektir” demişlerdir.
İslam alimlerinin büyüklerinden olan Abdullah ibni Mübarek hazretleri; “Resulullah efendimizin yanında giderken hazret-i Muaviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin defa daha üstündür” buyurmuştur.
Eshab-ı kiramın üstünlükleri âyet-i kerimelerde de bildirilmiştir. Sure-i Tevbede mealen; (Mekke-i mükerreme ehalisinden olup, Medine-i münevvereye hicret eden Sahabe-i kiramdan ve iyilikte onların izinden gidenlerden, Allahü teâlâ razıdır. Onlar da, Allahü teâlâdan razıdırlar. Allahü teâlâ onlara Cennetler hazırlamıştır) buyuruluyor.
Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki:
(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz! Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, sizin biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir müd arpası kadar sevab alamaz.)
Sadaka vermek ibadettir. İbadetlerin sevabı niyetin temizliğine göredir. Bu hadis-i şerif, Eshab-ı kiramın kalblerinin ne kadar çok temiz olduğunu göstermektedir.
İslam alimlerinin büyüklerinden olan Ahmed ibni Hacer Heytemi hazretleri zamanında, Hindistan’da alimler, veliler çok olduğu halde, kalbleri kararmış, menfaat ve hırs ile bozulmuş olan bazı kimseler, Eshab-ı kirama dil uzatıyor ve işi edebsizliğe kadar götürüyorlardı. O zamanın alimleri, bu sapıkları susturmak için toplanarak, İbni Hacer hazretlerine başvurdular. Bu da, Sahabe-i kiramın üstünlüklerini, iki büyük kitap yazarak delilleri ile bildirdi. Bunlardan Sava’ik-ul-muhrika kitabındaki hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana insanlar arasından en iyileri arkadaş, sahib olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezirler olarak ve din-i islamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da eshar olarak, yani zevce tarafından akraba olarak ayırdı. Bunları seb edenlere, iftira edenlere, söğenlere Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.)
Hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Ömer, Peygamber efendimizin hem vezirleri, hem de esharı idi. Çünkü Resulullah efendimizin hanımlarından hazret-i Aişe’nin babası hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i Hafsa’nın babası da hazret-i Ömer’dir. Peygamber efendimize kızlarını verenler eshardan olduğu gibi, Resulullah efendimizin kızları ile evlenenler de, aynı şekilde akrabadırlar. Bu sebeple bunların hiçbirine dil uzatılmaz. Zira Peygamber efendimiz; (Eshabımın, akrabamın ve bana yardım eden, gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyunuz! Onları sevmek suretiyle benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belalardan, zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı düşünmeyerek, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediği kimselere azab etmesi pek yakındır) buyurmuşlardır.
Netice olarak, Eshab-ı kiramın her birini sevmemiz, hepsine saygı göstermemiz lazımdır. Aralarında yaptıkları muharebeleri, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için yaptıklarına inanmak lazımdır. Zira bu muharebelere katılanların hiçbirinde makam, şöhret, para hırsı yoktu. Hepsi âyet-i kerimenin ve hadis-i şerifin emrini yerine getirmek gayesinde idiler...
|