iSLami Forum,iSLam Forum,Dini Forum,Dini Konular » iSLam Konuları » Dini Hikayeler » Kur'an Ayetleri ile İsa Mesih'in Allahlığı ve Hristiyanlık
kayit ol

Dini Hikayeler Dini Hikayelerimizin Yer Aldigi Bölüm...

Tags: , , , , , ,

Kur'an Ayetleri ile İsa Mesih'in Allahlığı ve Hristiyanlık


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 07-20-2010, 05:54 AM   #1 (permalink)
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 1
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 0
Çarmıh Yolcusu is on a distinguished road
Standart Kur'an Ayetleri ile İsa Mesih'in Allahlığı ve Hristiyanlık

Muhammet ve Mesih’in Doğumu

Herkes biliyor ki, Muhammet’in babası Abdullah, annesi Amine’dir. O, tanınan bir baba ve saygıdeğer bir ananın çocuğudur. Muhammet’in doğaüstü bir şekilde doğduğunu ne Kuran bildiriyor, ne de bir İslam alimi böyle bir iddia ortaya attı. Onu ne bir meleğin müjdesi dünyaya getirdi, ne de o Allahın kelamından doğdu. Tam tersi, o bütün diğer insanlar gibi doğal yoldan bir baba ve anneden doğdu.

Oysa Kuran, defalarca Mesih’in diğer insanlar gibi doğal bir yoldan doğmadığını bildiriyor. O’nun babası beşer değildi. Mesih, bir erkeğin girişimi olmaksızın Bakire Meıyem’den dünyaya geldi. Çünkü Allah Meryem’e Ruhundan üfledi. O halde Mesih, Allahın Ruhu’ndan doğan tek insandır (Nisa 4:171, Enbiya 21:91, Tahrim 66:12).

O halde Mesih sıradan bir insan olmayıp, hem tanrısal Ruh, hem de sıradan bedendir. Zira O, Allahın Ruhu’ndan ve Bakire Meryem’den doğmuştur. Muhammet ise Allahın Ruhu’ndan doğmadı; gerçek bir baba ve gerçek bir anneden dünyaya geldi. Onun bedeni sıradan bir insan bedeni olup, tanrısal Ruh’a sahip değildir.
Muhammet ve Mesih’e İlişkin Allahtan Gelen Vaatler

Mesih hakkında Kuran’da, Allah’ın Bakire Meryem’e, kendisinden Mesih’in doğacağına ilişkin vaatte bulunduğunu okuyoruz:

“Ey Meryem! Allah sana, kendinden bir Sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesih’i, dünya ve ahirette şerefli ve Allah’a yakın kılınanlardan olarak müjdeler” (Ali İmran 3:45).

Mesih’in doğumuna ilişkin bu sevindirici haberi Kutsal’ın kendisi Meryem’de müjdeledi ve O’nu, “Allahın sözü” olarak adlandırdı.

Peygamberlerin tümü Allahın sözünü dinleyip ne pahasına olursa olsun, onu doğrulukla çevrelerine aktardılar. Mesih ise, vahiy almadı; O, Allahın bedene girmiş sözüdür. Tüm yaratıcı, şefaat edici, bağışlayıcı, teselli edici ve yenileyici gücüyle tanrısal Sözün yetkisi O’na yerleşmiştir. Bu nedenle Allah, O’nun doğumunu, bu olağanüstü olayı vurgulayarak, Meryem’e şahsen bildirdi.

Muhammet’in Allahın sözü olduğunu haber veren bir ayet yok Kuran’da. Sadece, onun vahiy aldığını ve bu vahyi dinleyicilerine tebliğ ettiğini okuyoruz. Ne onun doğumu annesi Amine’ye Allah tarafından özel bir şekilde müjdelendi, ne de melek, Amine’ye Allahın Ruhu’nu üfürdü. Halbuki Allah’ın gönderdiği melek Cebrail, Bakire Meryem’le karşılaştı; Meryem de ondan Kutsal Ruh’u kabul etti. O böylelikle kadınlar arasında seçkin bir yer aldı. Nitekim Kuran şöyle diyor:

“Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi, dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu” (Ali İmran 3:42).

Meryem’in adı Kuran’da otuz dört kez geçer; oysa Amine’nin adına Kuran’ın hiç bir ayetinde rastlamıyoruz.

Muhammet ve Mesih’in Günahsızlığı

Muhammet daha çocukken, yanına iki melek gelir, onun kalbini arıtırlar. Bu hususta Kuran şöyle diyor: “Senin gönlünü açmadık mı? Belini büken yükünü üzerinden almadık mı” (İnşirah 94:13).

O andan itibaren Muhammet’e, arıtılmış anlamına gelen “elMustafa” lakabı verildi. O, özünde arı, saf değildi. Yüreğinin arıtılıp Allahın bir nebi ve resulü olabilmesi için bu iki meleğin yanına gelmek suretiyle ondaki yükü kaldırmaları gerekiyordu.

Kuran’da aynı zamanda Meryem’in oğlunun “temiz bir oğlan” olduğunu okuyoruz: “Cebrail , `Ben sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim” (Meryem 19:19).

Taberi, Beydavi ve Zemahşeri gibi İslam aleminin önde gelen tefsir alimleri, ayette geçen temiz anlamına gelen “zaki” kelimesinin, saf, arı ve günahtan azade demek olduğunu belirtiyorlar. Daha Mesih doğmadan önce, O’nun tertemiz olduğunu ve günah işlemeksizin yaşayacağını bildirdi vahiy. Çünkü O, özünde kutsaldı. Bundan da öte O, bizzat Allahın Sözüydü. Biraz önce gördüğümüz gibi, O sadece vahyi dinlemedi, kelamın kendisiydi. O’nun sözleriyle davranışları arasında en küçük bir çelişki görülmedi. Çünkü O, ne söylediyse yaşadı; günahsız, kınamasız dimdik durdu.

Kuran bütün resul ve nebilerin bir takım günahlar işlediklerini belirtiyor. Kimilerinin işledikleri suçları açıklıyor Mesih hariç! Çünkü O her zaman temiz ve saftı. Taşıdığı insanlık doğasına karşın Kutsal Ruh O’nu daha doğumundan itibaren yetkin kutsallıkta korudu. Allahın bedene girmiş Ruhu olduğu için O, asla denemeye düşmedi.

Oysa Muhammet Kuran’da, üç kez Rabbinden günahları için af dilemesi gerektiğini söyledi. “Ey Muhammet! Suçunun bağışlanmasını dile” (Mü’min 40:55)

“Ey Muhammet! Kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile” (Muhammet 47:19).

“Biz sana böylece apaçık bir zafer sağlamışızdır. Allah böylece, senin gelmiş geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar” (Feth 48:12).

Gerçi çoğu Müslümanlar bu gerçeği ya inkâr ediyor ya da farklı bir biçimde yorumluyorlar, ama Kuran bu hususta açık tanıklıkta bulunuyor.

Muhammet doğal ana babadan doğmuş, doğal bir insandı. Olağan bir yaşam sürdü, bizler gibi günah işledi, Rabbinden af diledi. Oysa Mesih, Allahın Ruhu’ndan doğmuş olup, Allahın bedene girmiş Sözü’dür. O, çocukluğundan bu yana kutsal ve arı kaldı.

Muhammet ve Mesih’in Vahyi

Muhammet “RuhulEmin” denilen melek Cebrail vasıtasıyla vahiy aldı. Sağlam hadisler, kendisine vahiy geldiğinde, Muhammet’in baygınlık geçirdiğini bildiriyor. Bir hadise göre, vahiy esnasında Muhammet benliğini yitirip adeta bir sarhoşu andırıyordu. İslam alimlerine göre O, vahiy sırasında “bu dünyadan alınıyordu”. Ebu Hurayra, “Kendisine vahiy indiğinde, Muhammet’i bir titreme alırdı” diyor. Bir rivayete göre, vahiy sırasında Muhammet’in ağzı köpükleniyor, gözleri kısılıyor, kendisinden deve yavrularınınkini andıran sesler duyuluyordu. Ömer b. alHattab, “Muhammet’e vahiy geldiğinde, ondan arılarınkine benzer sesler duyulurdu” diyor. Bir keresinde Muhammet’e sordular: “Vahiy nasıl geliyor “ sana“ Muhammet, “Bazen” dedi, Bir çıngırak sesi gibi geliyor ki, en şiddetlisi budur. Benden ayrıldığında, (bana bildirileni) öğrenmiş oluyorum”. İslam alimlerine göre Muhammet, vahiy esnasında, şiddetli bir sıkıntıya giriyor, soğuk günlerde bile alnından “inci” gibi ter boşanıyordu. Zeyd b. Sabit, Muhammet’in bu gibi durumlarda bedence de ağırlaştığını bildiriyor: “...Bir seferinde Muhammet’in bacağı benim bacağımın üstündeydi. Birden büyük bir ağırlık hissettim. Bir seferinde vahiy geldiğinde, Muhammet devesinin üzerindeydi. Deve titredi, ağırlığa dayanamayarak çöktü. Allah Muhammet’le şahsen konuşmadı; ona melek cebrail aracılığıyla vahyini iletti. Vahiy anında bile Allah ondan uzaktı (elİtkan fı UlumilKur’an, I 45,46).

Allah kesinlikle melek cebraili Mesih’e göndermedi. Mesih bir üçüncü şahıs aracılığıyla vahiy almadı. Çünkü O, bizzat Hakk’ın bedene girmiş Sözü (Meryem 19:34), Allahın öncesiz Kelamı, bizzat Allah’tan kaynaklanan, O’nun iradesini tanıyan Ruhtu. Allahın istemini öğrenmek isteyen kişi, Mesih’in yaşamını çalışsın. Çünkü O, yüce Allahın bedene girmiş Sözü’dür.

Kuran, Allah’ın Mesih’e O bedene girmeden önce Kitap’ı, tevratı, bilgeliği ve İncil’i öğrettiğini bildiriyor (Ali İmran 3:48). O, sadece Allahın kelamını söyledi. Kuran’a göre Mesih, daha doğar doğmaz, annesini teselli etmek için vahiy kelamını konuşmuştu:

“Onun altından bir ses kendisine seslendi: Sakın üzülme, Rabbin, içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, Ben Rahman’a oruç adadım, bugün hiç bir insanla konuşmayacağım, de” (Meryem 19:24-26).

Kuran’a göre Mesih, daha çocukken bir meleğe ya da aracıya ihtiyaç duymaksızın Allahın kelamını konuştu. Çünkü O, Allahın ağzı, Ruhu ve kişisel vahyidir. Bu nedenle Allahın gücü Meryem Oğlu’nda yaratıcı, iyileştirici, affedici, teselli edici ve yenileyici niteliğiyle kendini gösterdi.

Muhammet’e Kuran ve hadiste bildirilen vahyin özeti tanrısal buyruk ve yasaklar içeren şeriattır. Muhammet’in vahyi bir kitap getirdi: Kuran ve şeriat. Mesih’in vahyinin özeti ise, O’nun bizzat kendisidir. Çünkü Mesih’in İncili bir şeriat olmayıp, O’nun yaşamı ve sözlerinin duyurusu, kişiliğinin anlatımıdır. Buyruklarını yerine getirebilmeleri için Mesih, izleyicilerine Ruhunun gücünü bağışladı. Mesih izleyicileri bir kitap ya da dinden çok, benzersiz bir şahsa iman ediyorlar; bir şeriatın tahakkümü altında olmaksızın kişisel olarak Mesih’e bağlanıyor, O’nu izliyorlar. Mesih Allah’ın vahyidir.
Muhammet ve Mesih’in Mucizeleri

llah’ın Muhammet’e bağışladığı mucizeler, Kuran surelerinin ayetleridir. Muhammet’in mucizeleri eylem değil, sözdür.

Kuran, özetle tanıklıkta bulunduğu Mesih’in gerçekleştirdiği olağanüstü işlerden, şifa eylemlerinden söz ediyor. Mesih düşmanlarına asla lanet okumadı, acımasız bir egemen gibi davranmadı. Tam tersi, lütuf, sevgi ve merhamet kaynağı olarak kendini açığa vurdu. Değişik mucizelerle Allahın sevgisi O’nda büyüdü (Meryem 19:3132).

En Büyük Kutlu Hekim : Mesih’in ilaçsız, operasyonsuz körlerin gözlerini açtığını, güçlü sözüyle hastaları iyileştirdiğini bildiriyor Kuran. Bugün olduğu gibi o zaman da Mesih’in sözleri şifa gücüne sahipti. Nerede olursa olsun Mesih, tüm insanlığa her çağda bereket kaynağı olan kutlu kişidir (Ali İmran 3:49, Maide 5:110, Meryem 19:31).

Meryem Oğlu, cüzamlıdan çekinmedi; onun cildine dokundu, yetkin sözüyle onu iyileştirdi. Mesih her zaman en büyük hekimdir. O, yoksulları sevdi, hastaları kabul etti, gücüyle onlarda ümit ve iman yarattı, yanına gelen her hastaya şifa verdi.

Ölüleri Dirilten : Mesih’in gerçekleştirdiği en büyük eylem İncil ve Kuran’ın da tanıklıkta bulunduğu, ölüleri diriltmesidir. Meryem Oğlu, küçük bir kızı, yetişkin bir oğlanı ve yaşlı bir adamı ölümden diriltti. Allah’tan başka kim ölüleri diriltip onları yaşama döndürebilir? Kuran’ın tanıklıkta bulunduğu Mesih’in ölüleri diriltmiş olmasının taşıdığı derin anlam hakkında düşünmemiz gerekir.


Kimi, Meryem Oğlu kendiliğinden hiç bir mucize gerçekleştiremezdi; Allahın istemini gerçekleştirebilmek için Kutsal Ruh’la desteklendi diyebilir:

“Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik, onu RuhulKudüs’le destekledik.” (Bakara 2:87).

“İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik, onu RuhulKudüs’le destekledik” (Bakara 2:253).

“Allah, Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an, demişti. Seni RuhulKudüs’le desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana kitabı, hikmeti, tevratı ve incili öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun... İnkar edenler, Bu apaçık büyüdür, demişlerdi” (Maide, 5:110).

Şaşmamak imkansız! Kuran, Allah’ın Mesih ve Kutsal Ruhuyla yardımlaştığını defalarca bildiriyor. Mesih’in mucizelerinde eşsiz bir birlik içinde birleşip yardımlaşan bir üçlük var. Allahın gücü, Meryem Oğlu’nun bedensel zayıflığında tanrısal yetkiyle çalışıyor.

Yaratan Genç : Kuran’da Mesih’in daha çocukken çamurdan kuşa benzer bir cisim yaptığını; buna üflediğinde, cismin kuş olup uçtuğunu okuyoruz. İncil’de böyle bir öykü bulunmuyor:

“Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah’ın izniyle hemen kuş olacaktır” (Ali İmran 3:49).

Bu ayette müthiş bir ifadeyi okuyoruz: “yaratacağım”. Bu, Mesih’in güçlü yaratıcı olduğunu gösterir. Hiç bir insan ne yoktan bir şey yaratabilir, ne de ölü bir cisme hayat verebilir. Mesih hariç!

Kuran, diriltici üfleyişi aracılığıyla Mesih’in yaratıcı gücün sahibi olduğuna tanıklık ediyor. Nasıl Allah Adem’e üfürdüyse, aynı şekilde, “kuşa benzer bir şeye” üflemesiyle birlikte, Mesih’in elinde bu cisim uçan kuş oluyor. Görülüyor ki, Mesih çamura dahi yaşam verebilir.

Sevecen Rızk Sahibi : İnsanlar Meryem Oğlu’nun gücünü görünce, zamanı ve mekanı unutarak O’nun peşine düştüler, gece yarısına kadar çölde O’nunla kaldılar. Kuran, Mesih’in çölün ortasında izleyicileri için gökten bir sofra indirdiğini anlatıyor:

“Havariler, Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? demişlerdi de, İnanıyorsanız, Allah’tan sakının, demişti. Ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahit olmayı istiyoruz dediler. Meryem oğlu İsa, Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Senden bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızk verenlerin en hayırlısısın, dedi.

Allah, Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyalarda kimseye azap etmeyeceğim şekilde ona azap edeceğim, dedi” (Maide 5:112-115).

Kimileri bu olağanüstü bağışta bulunanın kim olduğu hakkında düşünmektense, gökten inen sofrada ne tür semavi yiyeceklerin olduğu hakkında kafa yoruyorlar. İncil’e göre Mesih beş ekmek ve iki balıkla kadınlar ve çocuklar hariç beş bin kişiyi doyurdu. O bu eylemiyle yaratıcı gücün sahibi olduğunu gösterdi. Boş laflar etmedi; söylediğini yaşadı ve gerçek işlerle yerine getirdi.

Sırları Açığa Vuran : Muhammet Medine’deyken kimi izleyicilerinden şikayetçi oldu. Çünkü onlar mal ve yiyecekleri evlerinde gizlemiş, Mekke’den gelen göçmenlere vermek istememişlerdi. Muhammet onları uyararak, “Yakında Mesih gelecek” dedi. “Evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size haber verecek. Çünkü O’nun, duvarların ardındakini gören gözleri var ve Mesih Kuran’da da yazıldığı gibi münafıklara, gizlediklerini bildirecek:

Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız, bunda size bir delil vardır” (Ali İmran 3:49).

Mesih, gerçeği ve yüreklerdeki düşünceleri tanıyor, senin sırlarını da ayrıntısıyla biliyor. İyi ve kötü eylemlerini eninde sonunda sana haber verecek. O, insanların yüreklerindekini bilendir, ve O’nun önünde kimse doğru çıkamaz.

Bilge Kanun Koyucu : Gene Kuran’da okuduğumuza göre, Mesih Musa’nın yasasında haram kılınanları, izleyicilerine helal kılmıştır. Mesih, izleyicilerinden, Musa yasasının buyruk ve yasalarını tümüyle yerine getirmelerini istemedi. İncil’de okuduğumuza göre Mesih, havarilerine, kirli (necis) olan’ın insanın karnına giren değil, insanın yüreğinden çıkan şeyler olduğunu öğretti. Çünkü kötü düşünceler yürekten kaynaklanmaktadır: zina, cinayet, kin, kibir, yalan, nefret, açgözlülük. Mesih bu düşünce ve yasa devrimiyle, sahip olduğu yetkiyle yasayı yerine getirebilecek gerçek yasa koyucu olduğunu duyurdu. Mesih’in Yasayı yerine getirmek için yasanın tahakkümü altında olmadığını açıklayarak Kuran da bu eşsiz imtiyaza tanıklık etti. Mesih, yasanın üstünde olup, yerine getirmekten de öte, yasayı yetkinleştirmiştir. Musa ve Eski Antlaşma çağının insanları yasanın altında yaşıyorlardı, buyrukları tutmak zorundaydılar. Fakat Mesih, yasayı düzeltme yetkisine sahipti. İncil’de şöyle yazılıdır:

“Göze göz, dişe diş, denildiğini duydunuz., Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin” (Matta 5:38 44).

Yürekleri ve Zihinleri Yenileyen : Mesih’in sıradan bir insan ya da sadece bir peygamber değil, Allahın yetkisiyle yasa koyan bir kişi olduğunu idrak eden kişiye müjdeler olsun! Meryem Oğlu, “kendisine indirilen hakkında şüpheye düşen” Muhammet’in (Yunus 10:94) aksine, yasanın sırlarını ya da dini hükümlerin ayrıntılarını Eski Antlaşma mensuplarına sormak ihtiyacında değildi. O, bedene girmiş yasanın kendisi olup, kendisine itaat edilmesini talep etti: “Allah’tan korkun ve bana itaat edin” (Ali İmran 3:50).

Mesih insanları yalnızca, kendilerini Allah’a teslim etmeye değil, öğretilerine itaat ederek kendisini izlemeye yöneltti. O yüzden Kuran Mesih’in izleyicilerine en güzel sanları veriyor: “havariler, Allahın yardımcıları, imanlılar ve izleyiciler”. Hadid suresinde Mesih’in izleyicileri hakkında şu ayeti okuyoruz: “Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi artarda gönderdik; Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik ve O’na İncil’i verdik; O’na uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet. duyguları koyduk” (Hadid 57:27).

“Allah demişti ki, Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkâr edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır” (Ali İmran 3:55).

Görülüyor ki, Mesih’in izleyicileri insanların arasında seçkin bir sınıftır, çünkü onlar alçakgönüllü olup kibirlenmezler:

“Onlardan inananlara sevgice en yakın, Biz Hıristiyanlarız, diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahipler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır” (Maide 5:82).

Kuran’ın bu tanıklığı, Mesih’in en büyük mucizelerinden birine işaret ediyor: O savaşlar, hilelerle politik ve toplumsal şartları değiştirmiyor; günahlıları, asileri yenileyip,bencillerden sevgi dolu insanlar, gururlu efendilerden Rabb’e alçakgönüllü hizmetçiler yapıyor. Nitekim kendisi de hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını çokları uğruna kurtulmalık olarak bağışlamaya geldi (Matta 20:28).

Muhammet’in mucizeleriyle Mesih’in mucizelerini karşılaştıran kişi açıkça görür ki, Muhammet’in mucizeleri, birer söz, Mesih’in mucizeleriyse, olağanüstü sevgi ve merhamet eylemleridir.

Muhammet ve Mesih’in Ölümü : İbni Hişam, peygamberin hayatına değin yazdığı eserinde, Muhammet’in ateşli bir hastalığın ardından öldüğünü bildiriyor. Bir rivayete göre Yahudi bir kadın Muhammet’in yemeğine zehir katmış, onunla yemek yiyen adam derhal ölmüş, bunu fark eden Muhammet ise ağzındaki lokmayı hemen tükürmüştü. Ancak yutmuş olduğu az miktardaki zehir onun ölümüne yol açtı. Muhammet Medine’de eşinin göğsü üzerinde vefat etti.

Oysa Kuran’a göre Mesih, bir hastalık ya da düşmanlarının bir hilesi sonucu ölmedi. Ali İmran suresine göre (3:55) Allah burada da girişimde bulunarak şahsen Mesih’e konuştu: “Seni eceline erdirecek, yanıma yükselteceğim.” İncil’de böyle bir anlatıma rastlamıyoruz. O halde ayete göre Mesih doğal bir biçimde ölmedi, Allahın planı ve lütfu uyarınca esenlik içinde eceline erdirildi.

Kuran, Mesih’in tarihsel ölümünü inkâr etmiyor. Meryem suresine göre Mesih kendisi hakkında şu peygamberliği yapıyor: “Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selam olsun” (Meryem 19:33).

Kuran’a göre Mesih daha önce İncil’in de bildirdiği gibi doğdu, öldü ve kabirden dirildi. Bu tarihsel gerçeğe inanan insan, ölümden Dirilen’le birlikte sonsuz yaşama sahip olur.

Yeryüzüne döndükten sonra Mesih ikinci kez ölmeyecek, çünkü O, “öleceğim günde” derken uzak değil, yakın gelecekteki ölümünü kastetti. Meryem Oğlu’nun ölümünün tarihselliğinden emin bütün Mesih İmanlıları gibi Kuran da Mesih’in doğumunu, ölümünü ve dirilişini itiraf ediyor.

Mesih, kendi iradesiyle esenlik içinde vefat etti. İncil’de, Mesih’in, nasıl öleceğini önceden bildiğini, öleceği gün ve saati kendisinin belirlediğini okuyoruz. O, kendi iradesiyle gönüllü olarak vefat etti. Tek bir günah dahi işlemeyen Mesih dışındaki bütün insanlar günahları nedeniyle ölüyorlar. Mesih’in Allah ile esenlik içinde gerçekleşen vefatı özel bir anlam taşıyor: O, eşsiz sevgisinde Allah kuzusu olarak dünyanın günahını kaldırdı.

Ölümleri Ardından Muhammet ve Mesih : Muhammet Medine’de defnedildi. Onun kabri bugün bilinen bir yerde. Her yıl milyonlarca hacı, onun kemiklerinin hala bu mezarda, ruhunun ise hesap gününe kadar berzahta kalacağına iman ederek onun türbesini ziyaret ediyorlar. Oysa Allah Mesih’i kendi katına yükseltti.

“Allah demişti ki, Ey İsa! Ben seni eceline yetiştireceğim, seni kendime yükselteceğim” (Ali İmran 3:55).


O halde Allah, Meryem Oğlu’nu kabrinden çıkarıp kendi yüce katına yükseltti. O, Allah’a yaklaştırılanlardan olup, bu dünyada önder, ahirette ise Allah’a yakın kılınanlardandır.

“Melekler demişti ki: Ey Meryem! Allah sana, kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesih’i, dünya ve ahirette şerefli ve Allah’a yakın kılınanlardan olarak müjdeler” (Ali İmran 3:45).

Mesih’in kabri boş bulundu, çünkü O, kendisinin de önceden bildirdiği gibi gerçekten dirilmişti. Oysa Muhammet’in kemikleri hala mezarındadır. Mesih diridir, Muhammet ise vefat etti ve henüz cennete gitmek üzere dirilmedi. Ölümle yaşam arasında ne büyük bir fark vardır! Nasıl ölüm yaşamdan yüceyse, Mesih’te aynı biçimde Muhammet’ten üstündür. Çünkü Mesih sonsuz yaşamın bizzat kendisidir.

Muhammet ve Mesih’in Esenliği : Muhammet’in adını ağızlarına alır almaz Müslümanlar, “Allahın salat ve selamı onun üzerine olsun!” diyorlar. Allahın esenliği Muhammet’te henüz ulaşmadı mı ki, Allah ve melekleri Ahzab suresinde yazılı olduğu gibi Muhammet’e dua etmeliler?

“Şüphesiz Allah ve melekleri Muhammet’e dua ederler” (Ahzab 33:56).

Muhammet henüz aklanıp sonsuz kurtuluşa kavuşmadı mı ki, Müslümanlar her çağda ona salat ve selam etmek zorunda kaldılar?

Halbuki Mesih Kuran’da bile “doğduğum günde, öldüğüm günde ve diri olarak kalkacağım günde esenlik bana olsun” diyor. Meryem Oğlu, başından sonuna tüm yaşamını Allah ile barış içinde geçiren Esenlik Önderidir.

O, günahsız bir biçimde Allahın istemi ve gücüyle Bakire Meryem’den doğdu. Allahın kelamının bedene girmesiyle birlikte esenlik her yere yayıldı; öyle ki, gökler açıldı, melekler sevinç ilahileri okudular: “En yücelerde Allah’a yücelik, insanlara esenlik olsun” (Luka 2:14).

Mesih gerçekten öldü. Ama O, günahlarından dolayı değil, bizim günahlarımız uğruna öldü. Ölüm anında bile Allah’la barışıktı. Her insan iğrenç günahları yüzünden ölüyor, “çünkü günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 6:32). Oysa Allah, bizim yerimize ölerek günahlı insanlığı kendisiyle barıştıran Mesih’ten hoşnut kaldı. Allahın bu sevinci Mesih’in üzerindedir.

Mesih’in ölümden dirilişi, O’nun suçsuzluğunun ve kutsallığının en büyük delilidir. Yaşamında tek bir günah dahi işlemiş olsaydı, ölüm Muhammet’te olduğu gibi O’nda da kendisine güç ve egemenlik bulabilirdi. Ama O tek bir günah bile işlememişti. O yüzden ölüme galip geldi ve kabrini zaferle terk etti. Mesih diri, ama Muhammet ölüdür. Bu nedenle Müslümanlar Mesih’in adını zikrettiklerinde “O’na selam olsun!” derler. Böylelikle O’nun esenlik içinde olduğuna tanıklık ederler.

Muhammet büyük zulüm ve baskılardan geçmiş, defalarca savaşlar yürütmüş, düşmanlarının, putperestlerin ve dinden dönenlerin katledilmesini emretmişti:

“Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram’ın yanında onlar savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa, onları öldürün. İnkâr edenlerin cezası böyledir” (Bakara 2:191).

“Onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse, onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün” (Nisa 4:89).

“Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin” (Tevbe 9:5)

Muhammet savaşsız bir barış getirmedi; gazveler için emir verdi, barış getirmek için bizzat kan döktü. O, imanlıların emiri, Arap yarımadasında usta bir politik önderdi.

Mesih de Yahudiler tarafından türlü zulümlere uğradı. Oysa O kendisini kılıçla savunmadı. Kan dökmeyi izleyicilerine de yasakladı: “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek” (Matta 26:52). Mesih İnancının başarısı için silaha şiddete başvurup düşmanlarının kanını döken her “Mesih İmanlısı” cehennemi boylar.

Çünkü o, bu eylemiyle Esenlik Önderi olan efendisinin buyruklarına asi gelmiştir. Halbuki cihat anında ölen Müslüman, günahtan arındırılmış olarak cennete gönderileceğini ümit eder. Görülüyor ki, savaşsız kinsiz gerçek esenlik ve barışı Mesih kurmuştur. Oysa Muhammet izleyicilerine defalarca savaşmaları buyruğunda bulundu. Mesih ise düşmanlarının kanı yerine kendi değerli kanını dökmeyi yeğledi, katilleri için dua etti: “Baba! Onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” (Luka 23:34).

Müslüman sözcüğünün esenlik anlamına gelen “selam” kökünden geldiğini düşünecek olursak, gerçek Müslüman Mesih’tir.

Ayetullah : Kuran vahyi Mesih’e “Ayetullah” adını veriyor. Çünkü Allah O’nu ve annesini alemler için bir ayet (belirti) kıldı.

“Biz ona Ruhumuzdan üfledik, onu ve oğlunu alemler için bir ayet kıldık” (Enbiya 21:91 ).

“Onu alemlere bir ayet ve bizim katımızdan bir merhamet kılacağız” (Meryem 19:21).

Mesih bu benzersiz lakabı insanlardan değil, doğrudan Allah’tan aldı. O, bu ayrıcalığa doğduğu andan beri sahipti, gördüğü eğitim ya da öğrenimden dolayı erişmedi.

Şiilerde de Ayetullah lakabını almaya hak kazanmış sayısız alim vardır. Şiiler özellikle Humeyni’yi övmekte öylesine aşırı gittiler ki, ona önderleri, Allahın Ruhu gözüyle baktılar.

Nasıl şiilerin ayetullahları varsa, görülüyor ki, Kuran’a göre Mesih İmanlılarının da özel bir Ayetullahları var. Aradaki fark nedir? Mesih hastaları iyileştirdi, düşmanlarını kutsadı, Allah ile insanlar arasında barış gerçekleştirdi ve milyonlarca insanı din gününün azabından kurtardı. Oysa Humeyni, Müslümanları gerek Irak’ta, gerekse Afganistan’da savaşa kışkırttı, milyonlarca insanın ölümüne neden oldu. Humeyni binlerce suçsuz İranlının ölümüne göz yumdu, Batıyı ve Doğuyu lanetledi. Mesih İmanlılarının Ayetullahı ile şiilerin ayetullahı arasında ne derin fark var!

Muhammet’in dahi almayı kabul etmediği lakapları sahiplenmesinden dolayı İslam alimleri Humeyni’ye öfkelendiler. Kimi Arap ülkelerinden gelen İslam alimleri Kazablanka’da düzenlenen bir konferansta şu kararı aldılar: “Ayetullah Humeyni, taraftarlarını, kendisine Allahın Ruhu ya da Kutsal Ruh diye adlandırmalarını yasaklamalıdır. Aksi takdirde kendisi İslam dairesinden çıkarılacaktır. Zira dünyada ve ahirette Kutsal Ruh lakabını almaya hakkı olan tek bir kişi vardır: Kutsal Ruh’tan doğan Meryem Oğlu”.

Eğer Ayetullah Humeyni şiilerin ya da İranlıların önderiyse, Allah Mesih’i tüm insanlığın “Ayet”i kıldı. Meryem Oğlu sadece Mesih İmanlılarının ya da Yahudilerin değil, Hinduların, Budistlerin, ateistlerin ve Müslümanların da Ayetullahı! Mesih’in kişiliğini derinlemesine çalışan kişi, O’nun tüm insanlığın gerçek “Ayetullahı” olduğunu görür.

Allahın Rahmeti : Kuran’da Allah’ın Mesih’i şöyle adlandırdığını görüyoruz: “İnsanlar için bir ayet (mucize) ve bizden bir rahmet” (Meryem 19:21 ).

Nitekim Kuran Muhammet hakkında da şöyle diyor: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya 21:107).

Muhammet’e gelen vahiy ile Mesih’in vahyi arasındaki derin uçurumu fark eder fark etmez, “rahmet”in de Muhammet’in katında Mesih’in rahmetinden apayrı bir içeriği olduğunu kavrarız. Muhammet, kendisini Allah’a teslim etmiş bir kul peygamberdi. Melek Cebrail’in kendisine dikte ettiği vahyi bildiriyordu. Oysa Mesih sadece bir nebi ya da resul olmayıp, bedene girmiş vahyin kendisiydi ve özünde Allahın sonsuz kelamına sahip olduğundan, melek gibi bir aracıya gerek duymuyordu. Nasıl İncilin vahyi Kuranın vahyinden tamamen farklıysa, Muhammet’in rahmeti de Mesih’in rahmetinden öylesine farklıdır.

Muhammet’in vahyi Kuran ayetleri, kutsi hadisler ve kimi örnek davranışları biçiminde tecelli etti. Tüm bu duyurular, emir ve yasaklarıyla İslam ümmetinin yaşamını düzenleyen şeriatta birleşti. Şeriat bir yandan abdest, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetleri ayrıntıyla açıklarken; diğer yandan miras, ticari akitler, cihat ve ceza kanunu gibi toplum yaşamının tümünü kapsayan düzenlemeleri de içeriyor. Müslüman’ın yaşamı böylelikle şeriata göre akıyor ve Allahın rahmeti Müslüman için şeriatın uygulanmasıyla ifadesini buluyor.

Oysa İncil, insanoğlunun yasa (şeriat)yı tutmakla aklanamayacağını bildiriyor. Çünkü hiç bir insan şeriatın gereklerini yerine getiremez. Örneğin hiç bir Müslüman en ufak bir hata yapmaksızın abdest alabildiğini iddia edemez; çoğunluk beş vakit namazı ihmal ediyor, milyonlarca Müslüman zaman zaman oruç bozmuştur, birçok Müslüman hac farizasını eda ederken bir takım hatalar yapmıştır. Eşlerine ve çocuklarına karşı erkekler ne kadar sık suç işlerler! Hile hurda ile yapılan akit ve sözleşmeler her yerde görülüyor. Arada sırada “küçük” te olsa yalan söylemeyenimiz var mı? Kibirden, bencillikten, kin ve kirli düşüncelerden azade tek bir insan var mı? O halde Allahın şeriatı insanoğlunu eylemleri ve niyetleriyle yargılıyor. Şeriatın özeti, suçlu insanın, işe yaramazlığı, günahı ve doğasının bozukluğu nedeniyle mahkum edilmesidir. Evet, Muhammet’in şeriatı, bir zamanlar hayatı tümüyle Allahın kontrolüne sokmaya çalışan Musa yasası gibi, İslam ümmetinin yaşamını kapsamlı bir biçimde düzenleme iddiasındaydı. İmanlılar, kendilerini tümüyle Allah’a teslim edecek, Yaratan’a sınırsız itaatte bulunacaklardı. Halbuki şeriat ne suçluyu aklayabilir, ne de günahlıyı günahından kurtarabilirdi. Her yasa günahlıyı mahkum eder, onun yok edilmesini talep eder. Kişi şeriat nedeniyle cehenneme gider. Zira şeriat adil bir yargıçtır ve kimse onu hoşnut edemez.

Her dindar, Allahın affına kavuşmayı temenni eder. Müslüman, “iyiliklerin kötülükleri giderdiğini” ümit eder (Hud 11:114, Fatır 35:29 30). Fakat gerçekte İslam ümmetinin hiç bir ferdi, “yargı günü”nden önce nihai ve kapsamlı bağışa kavuşamayacak. Çünkü yargılayan şeriattan başka temsilcileri yok Müslümanların yargıda. Dahası, şeriat asla kurtarış vaat etmiyor! Her kişi yargı anında günahları ve ihmalleri nedeniyle hesaba çekilecek ve şeriat sonunda tüm izleyicilerini mahkum edecek. İslam peygamberi bu nedenle tüm imanlıların cehenneme gireceklerini itiraf etti:

“Rabbine and olsun ki, biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla birlikte hasredeceğiz sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız... Sizden cehenneme girmeyecek olan yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür” (Meryem 19:6871 ).

“Fakat Rabbinin merhamet ettikleri bir yana; esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin, And olsun ki, cehennemi hep insan ve cinle dolduracağım sözü yerine gelmiştir” (Hud 11:119120).

İtiraf edelim ki, Mesih İmanlısı da, Budist te, Hindu da, Müslüman da doğası gereği kötüdür. Çünkü hiç bir insan doğru değildir: “Herkes günah işledi, Allahın yüceliğinden yoksun kaldılar” (Romalılar 3:23). Allah Mesih’te insanlığa özel bir merhamet bağışladı. Bu, günahlıları mahkum etmeyen, helak etmeyen, tersine onları Allahın gazabından ve adil yargıdan kurtaran bir merhamet! (Yuhanna 3:1718).

Mesih, Allahın yasalarını geçersiz kılmadı, havarilerinden, yasayı tutmalarını istedi. Ancak Mesih’in geliş nedeni, uygulanması imkânsız bir yasa belirlemek değil, Allahın sevgisini günahlılara duyurmak ve onları ücretsiz aklamaktı. Mesih söylediğini yaşadı, yasayı yerine getirdi ve sonunda dünyanın günahını taşıyan Tanrı kuzusu oldu (Yuhanna 1:29). İşaya peygamber bundan 2700 yıl önce Mesih’in yargımızı bizim yerimize yüklenişini şöyle açıkladı: “Acılarımızı o taşıdı, elemlerimizi o yüklendi. Biz sandık ki, o cezaya uğradı, Allah tarafından vuruldu ve alçaltıldı. Fakat günahlarımızdan ötürü o zedelendi, esenliğimiz için olan ceza onun üzerine indi ve onun bereleriyle biz şifa bulduk. Hepimiz koyunlar gibi yolu şaşırdık; her birimiz kendi yoluna saptı; ve Rab hepimizin günahını onun üzerine koydu” (İşaya 53:46).

Mesih, izleyicilerini yasanın lanetinden, son günde yargının hükmünden kurtardı; aklayışına iman ederek yanına gelenleri akladı. Mesih insanları Allah ile barıştırdı, sonsuz bir esenlik, barış gerçekleştirdi. Haberci Pavlos bu ruhsal gerçeği kabul etmeye bizi şöyle teşvik ediyor: “Allah’la barışın, çünkü O, günah nedir bilmeyeni, Allahın doğruluğu bizde olsun diye, bizim uğrumuzda günah yaptı” (II.Korintoslular 5:21). Bundan ötürü Mesih, önünde yatan felçliye: “Güven oğlum, günahların sana bağışlandı!” diyebildi. Tövbe eden günahlı bir kadına da öyle seslenmişti: “Günahların bağışlandı!” Günahlarından dolayı pişmanlık duyan herkese Mesih bugün de aynı çağrıyı yapıyor: “Allah seni seviyor, çünkü seni O’nunla barıştırdım”.

Allah uygulanması imkânsız ağır bir şeriat kursun diye yollamadı Mesih’i dünyaya. Asla! Mesih, Allahın bedene girmiş merhametiydi; Kutsalın tüm insanlığa olan sevgisi O’nda belirdi. O, günahlıları sevdi, düşmanlarını kutsadı, çaresizleri, başarısızları cesaretlendirdi. Meryem Oğlu, “Rahman ve Rahim Olan”ın rahmetiydi. Bu, O’nun Allah’la aynı özden ve O’nun bedene girmiş Ruhu olduğunu gösterir (Nisa 4:171). O’nunla Allahın rahmeti arasında hiç bir fark yoktur. O nedenle, O’nun tüm insanlığın yerine sunmuş olduğu kurtarmalık (kefaret), gerçekte Allah’ın helak olmuş insanlığa sunduğu bir bağıştı. Aklanma lütfunu kabul eden kişi, Allah’la barışır, Mesih’in diri olduğunu, Yüceliğin sağında oturduğunu görür. Mesih’in merhameti bizi ne mahkum ediyor ne de helak! Aksine, o genel bir aklanma, özel bir lütuf ve Allah ile barış gerçekleştirdi.

Mesih’in izleyicileri artık ne Musa’nın ne de Muhammet’in yasası altında yaşıyorlar. Onlar İncil’in lütfundadırlar. Kuran da bu ayrıcalığı açıkça vurguluyor: “İncil sahipleri Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıklardır” (Maide 5:47).

O halde Kuran, Mesih İmanlılarını yasal olarak şeriattan özgür kılıyor, onların İncil lütfunda bulunduklarını teyit ediyor. Mesih’in merhameti kapsamlı bir esenlik, ruhsal canlılık ve kurtuluş bilinci bağışlar, bizleri sevgi hizmetlerinde bulunmaya sev keder.

Kim Daha Yüce? : Aslında bu iki şahsiyete uygun düşmüyor bu soru. Çünkü Muhammet ve Mesih insanlık tarihinin en büyük iki şahsiyetidir. Muhammet’in izleyicileri hicretin üzerinden geçen 1400 küsür yıl sonra bugün bir milyarı aştılar. Mesih İmanlıları ise, Mesih’in ölümünden 1960 yıl sonra bir milyar yedi yüz milyonluk bir kitleyi oluşturuyor. İzleyicileri efendilerinin sevgisinden öylesine etkilendiler ki, O’nun lakabını alarak kendilerine Mesihçiler adını verdiler. Hiç bir din, felsefe ya da ideoloji, bu iki kişinin dinlerine kazandırdıkları çap ve oranda izleyiciyi bir araya getirememiştir. Bu nedenle tarih, Muhammet ve Mesih’i tüm çağların iki erişilmez zirvesi olarak değerlendirir.

Muhammet, Mekke’de 12 yıl boyunca çeşitli eza ve baskılara dayanarak halkını uyarmakla yetindi. Fakat o, 622 senesinde gerçekleşen Medine’ye hicretinin ardından değişti, usta bir siyasetçi, yasa koyucu ve savaş komutanına, “dönüştü. Sonunda o müminlerin emiri”, Allahın İslam ümmetini yönetmekle yükümlü halifesi oldu.

Oysa Mesih, “Kim daha yüce?” sorusunu dahi kabul etmedi. Çünkü O, kendini alçalttı, “hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye geldim” dedi. Yine O, “birinci olmak isteyen, sonuncu olsun; başkanlık etmek isteyen, herkesin kölesi olsun” dedi. Hala büyüklük, yücelik peşinde olan kişi, Mesih’i ve gayesini henüz anlamamıştır. Çünkü Mesih, yumuşak ve alçakgönüllü olduğunu açıkladı. Yeryüzünü yalnız yumuşak ve engin yürekliler miras alacaklardır (Matta 5:5). Mesih’in halkı tarafından dışlandığını, hakaretlere uğradığını, reddedildiğini, kendisine lanetler okunduğunu okuyoruz. Nihayet O’nu günahlıların elleriyle utanç tahtasına çıkardılar (İşaya 53:13). Kendisini, günahlı insanlığın temsilcisi olarak ölmeye gittiği çarmıh yolundan çevirmek isteyen, öğrencilerinin önderi Petrus’a, “Çekil önümden Şeytan!” dedi (Matta 16:23).

Allah huzurundaki tevazuunu Mesih şöyle dile getirdi: “Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka, Oğul kendiliğinden bir şey yapamaz. Çünkü O ne yaparsa, Oğul da öylece onu yapar” (Yuhanna 5:21). Bir başka seferinde şöyle buyurmuştu: “Ben size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemem; fakat bende duran Baba kendi işlerini yapar” (Yuhanna 14:10). Mesih böylelikle Baba’nın kendisinden büyük olduğunu itiraf etti, Babasının adını yücelterek kendisini inkâr etti.

Mesih’i anlamak isteyen kişi, önce alçakgönüllü olmasını öğrenmeli, “kim daha yüce?” değil, “kim daha küçük?” sorusunu kendisine sormalıdır. Çünkü Mesih kendisini herkesten daha küçük kıldı; kendisinde Allahın doğruluğu olalım diye, günah nedir bilmezken bizim uğrumuza günahın kendisi kılındı. Allahın yargısından kurtulup O’nun kutsal sevgisine dönüşebilmeleri için Mesih, kendi öz canını günahkar kötüler uğruna kurtulmalık olarak feda etti.

Sonuç : Mahkumlar Rabbin hizmetçisini sessizce dinlediler. Kimileri birbiriyle bakıştı; gözleri kin ve nefretle parlıyordu. Diğerleri şaşkına dönmüş, dehşet içindeydiler. Küçük bir azınlık ise, onun verdiği cevaba sevinmiş, sözlerinde kendilerine ümit ve teselli bulmuştu.

Topluluğun sözcüsü, Rabbin hizmetçisine dönerek, “Senin dürüst biri olduğunu gördük” dedi. “Bizleri aldatmadan, yüreğindeki düşünceleri bize açıkça söyledin. Bahsettiğin konular hakkında düşünecek, sözlerini Kuran ve hadisle karşılaştıracağız. Sonra sana kesin bir cevap vereceğiz. Sözlerine katılmıyoruz, fakat bizlerle tartışmaya devam etmeni istiyoruz. Çünkü bizim de sana söyleyeceklerimiz var”.

“İçimizdeki bazı şahıslar gerçi sana çok öfkelendiler, ama sana asla dokunmayacağız. Çünkü sana söz verdik ve senden, düşüncelerini bize samimiyetle aktarmanı istedik. Kapımız sana gelecekte de açık, tekrar gel. Gerçeği saygı ve dürüstlükle söyleyenler çok az bu dünyada”.

Tanrı adamı şu karşılığı verdi: “Gerçekten olan, gerçeğin sesini duyar ve gerçek onu özgür kılar. Mesih ve Muhammet hakkındaki gerçeği tam anlamıyla öğrenmek isterseniz, size gelecekte İncil’den daha açık konuşabilirim. İçinizde İncil’i okumak isteyen, fakat İncili olmayan biri varsa, Gerçek hakkında derinlemesine düşünebilmesi için, ona bir adet İncil hediye etmeye hazırım”.

Sözlerini bitirir bitirmez, kalktı. Kimse onu engellemedi, hatta kimileri onunla birlikte ayağa kalkıp kapıyı açtılar. Zindanda gece yarısına kadar hararetli tartışmalar oldu. Rabbin hizmetcisi ise, Kuran ve hadis hakkındaki bilgisi ve Tevrat ve İncil’in doluluğu aracılığıyla, kendisini gerçeği aktarmakla görevlendiren Diri Rabbine şükretti
Çarmıh Yolcusu isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 07-20-2010, 11:14 AM   #2 (permalink)
Üyelik tarihi: Jul 2010
Mesajlar: 1
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 0
© CESSES © is on a distinguished road
Standart

Paylaşım için saol çok uzun mesajı yazıyım ondan sonra okuyum


© ''Veriyorsan, senden alan Hak’tır. Alıyorsan, ikram eden Hak’tır. '' ©


En'am Suresi, 32
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz_?
© CESSES © isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Sistem Bilgisi ve Linkler Site Durumu