Evliyadan Ali Sincari (k.s) talebeleriyle otururken yanına Mağripli Abdurrahman isminde bir kimse gelir. Torbasından çıkardığı gümüşleri Ali Sincari Hazretleri’nin (k.s) önüne koyarken “Bu gümüşleri fakirlere dağıtmanız için size getirim. Münasip gördüklerinizi dağıtın” der.
Ali Sincari (k.s) “Nerede fakir varsa kaplarını alıp tekkeye gelsinler” diye haber gönderir etrafa. Ne kadar fakir varsa hepsi kaplarını alıp sevinçle gelirler onun yanına. Fakirler tabaklarını daire şeklinde dizerler. Mağripli Abdurrahman ve gümüşleri de ortada durmaktadır. Ali Sincari (k.s) ayağa kalkar. Yüce Allah’a niyaz eder. Kiminin tabaklarına altın dolar, kimininkilere de gümüş. İki kişinin tabağı ise boş kalır. Gümüşler ise ortadadır. Herkes hayret içinde kalakalır.
Ali Sincari (k.s) şöyle buyurur: “Kabı altınla dolanlar günahı az, Allah’ın sevgisiyle evliyaya muhabbet edenlerdir. Günahı çok olup Allah dostu velilere muhabbet edenlerin kapları ise gümüşle doldu. Boş kalan iki tasa gelince; onlar da alimlere ve evliyaya muhabbet beslemeyen ve onları sevmeyenlerdir. Ey Abdurrahman! Görüyor musun bizim altına, gümüşe ihtiyacımız yok. Biz, ahireti dünyaya tercih ettik. Onun için Allah bizi dünyaya da zelil etmedi. İnşallah ahirette de mahcup olmayız.” (Mürşid ve Mürid Hukuku, Mehmet Ildırar)