Eskiden beri söylenegelen “kırk yamalı hırka, bir lokma ekmek..” ifadesini sanki biz kendi varlığımızla bütünleştirmişiz. İsteyen şahsî hayatı adına bir İbrahim Edhem, bir Bişr–i Hafî gibi dünyadan çok uzak bir hayat yaşayabilir. Buna kimse bir şey diyemez. Ancak, her fert kendi devletinin zenginliği için, “ben bu işe dört elle sarılmalıyım” düşüncesiyle, bütün gayretini bu uğurda sergilemek zorundadır. Bu anlayışla çalışıp kendi dünyamızı mamur hale getirebildiğimiz ölçüde, Efendimiz’in “fakirlik neredeyse küfürdür” dediği hastalıktan kurtulmuş olacağız. Çalışıp kazanmaya gelince; o, dünyayı kalben terketmektir, kesben değil. Yani kazanılanla kaybedilen şey arasında fark gözetmeme duygusudur. Ne elden gidene üzülme, ne de ele geçene sevinme.. bu mânâda bir zenginlik önemlidir ve insan için faydalı olan da işte bu zenginliktir.