![]() |
|
![]() |
| Allah C.c Allah Azze ve Celle |
| Tags: allaha, erismenin, olmanin, sevgisine, yakin, yollari, yuce |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
YÜCE ALLAH'A YAKIN OLMANIN VE SEVGİSİNE ERİŞMENİN YOLLARI
Ebu Hureyre (r.a)'dendedi ki: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu "Yüce Allah buyurdu ki: Kim benim bir dostuma (velime) düşmanlık ederse ben ona savaş ilân ederim. Kulum üzerine farz kıldığım şeyden daha çok sevdiğim herhangi birşeyle bana yakınlaşmaz. Kulum nafilelerle bana yaklaşmayı sürdürür sonunda ben de onu severim. Onu sevdim mi, artık kendisiyle .işittiği kulağı kendisiyle gördüğü gözü kendisiyle yakaladığı eli kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum. Eğer benden birşey dileyecek olursa andolsun ki a veririm. Ve andolsun ki bana sığınacak olursa, şüphesiz ki ben de u himayeme alırım.Bu Hadisin Önemiimam Şevkâni der ki Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse hadisi, hak la anlayıp üzerinde gerektiği gibi düşünen kimseler için faydalan pek kadri pek yüksek bir çok hususu kapsar. et-Tufi de der ki Bu hadis Yüce Allaha giden yolu izlemekte onu sevme mertebesine ulaşmakta batini farzlar olan imanı ve hiri farzlar olan İslâm'ı yerine getirme ve her ikisinden meydana gelen anı Cibril hadisinin ihtiva ettiği şekilde gereği gibi yerine getirmekte lemli bir esastır. İhsan ise Allah'a giden yolda yürüyenlerin zühd ihlas urakabe ve benzeri makamları kapsamına alır. Yüce Allah'ın Dostlarının Nitelikleri:Şanı Yüce Allah, dostlarını nitelendirmek sadedinde şöyle buyurmakta: "Şunu bilin ki, Allah'ın gerçek dosttan (veli kulları) için hiçbir korku yoktur onlar kederlenecek de değillerdir. Onlar iman edip takvaya devam enlerdir.'yunus, ıo/62) Buna göre Allahın gerçek veli kullarının birinci niteliği şanı Yüce Allah'a samimi bir iman ile bağlanmaları, ikinci nitelikleri ise a karşı takvâlı olmalarıdır. Hafız İbn Hacer der ki: Allah'ın veli kulunın kasıt Allahı bilen ona itaate eden devam eden Ona ibadette ihlası den bırakmayan kimse demektir. Yüce Allahın veli kulları arasına girmek için insanların önünde kapılar açıktır. Bunun ise Yüce Allahın yân ettiği gibi çeşitli mertebeleri vardır: Sonra kullarımızdan seçtikleriklerimize Kitab'ı miras verdik. Onlardan kimisi nefsine zulmedicidir, kimisi orta di üzere gitmektedir; kimisi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmiştir. İş bu, büyük lütfün ta kendisidir."/fatır. 35-32) İbn Kesir der ki birtakım vacibleri yerine getirmekte kusurlu davranan, birtakım haramlarıda işleyen kimselerdir. 1.Nefsine zulmedenler günah işleyen kimselerdir. 2- Orta yollu hareket eden kimse ise, Allah'ın farzlarını yerine getiren, haramlardan uzak duran, bazan müstehabları terkedip kimi mekruhları da işleyen kimsedir. 3- Hayırlarda ileri giden kimse ise, farzları ve müstehapları yerine getiren, haram ve mekruhlardan kaçınan kimselerdir. Yüce Allah'ın veli kullarının (dostlarının) en faziletlileri elbetteki Peygamberler ve Rasullerdir. Ancak bu hususta sufilerin aşırıya kaçanları istisna teşkil ederek velinin mertebesini Allah'ın Rasul ve Peygamberlerinden daha yukarıda tesbit etmiştir. Nitekim onlardan bir şair şöyle demektedir. Peygamberlik makamı berzahtadır (ara yerdedir) Rasulden biraz yukarıda, fakat veliden aşağıdadır.Buna göre bu gibi kimselerce Nübüvvet makamı rasullerin mertebelerinden daha yukarıda fakat velilerden daha aşağıdadır. Yine bu açıklamaya göre Peygamber Rasulden daha iyi durumdadır. Peygamber ile Rasul ise her ikisi de velinin altındadır. Ebu Yezid el-Bistami de şöyle der: Biz öyle bir denize daldık ki, Peygamberler onun kıyısında durmuşlardır. Allah'ın Peygamber ve Rasullerinden sonra velilerin en faziletlileri ise şüphesiz ki Rasulullah (s.a)'ın Ashabıdır. Yüce Allah Kitab-ı Kerim'inde onları şöylece nitelendirmektedir: Muhammed, Allah'ın Rasutüdür. O'nunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı haşin, kendi aralarında merhametlidirler. Sen onları rüku edenler ve secde edenler olarak görürsün. Onlar Allah'tan bir lütuf ve bir rızâ isterler. Secde izinden nişanlan yüzlerindedir. Onların Tevrat'taki vasıfları işte budur. İncil'deki vasıflarına gelince; önce filizini yarıp çıkarmış, sonra onu gittikçe kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşıp gövdesi üzerine doğrulmuş bir ekin gibidirler. O ekin de ekincilerin hoşuna gider, (Allah) bununla kâfirleri öfkelendirsin diye (bu örneği verdi). Allah iman edip salih amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.fatır 48/29) Ashâb-ı Kiram (Allah onlardan razı olsun) Yüce Allaha velilik makamının tahkiki hususunda en üstün örnektirler. Yüce Allah'ın rızasını elde etmek isteyenlerin bu yüce insanlara uyması gerekir.Yüce Allah'ın veli kullarının ise kendilerince bilinen özel alâmet ve şiarları yoktur. şeyh muhammed emin eş şankiti rah. der ki Allahın veli kullarının mubah işler hususunda zahiren diğer insanlar kendilerini ayırdedici herhangi bir özellikleri bulunmamaktadır. İnsanlar farklı ve kendilerine ayrıcalık kazandıran belli bir elbiseleri bir saç tıraşlan yahut kısaltmak veya örük yapmak gibi eğer tercih edilmek istenen iki işin her biri de mubah ise söz konusu değildir. Nitekim "Nice dost vardır cübbe içinde, nice zındık vardır aba içinde" denilmiştir.Diğer taraftan, Allah'ın veli kullan masum (günahtan korunmuş) değillerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Sıdk ile gelen ve onu tasdik eden var ya, işte onlar sakınanların ta kendileridir. Onlar için Rab'lerinin nezdin-de diledikleri şeyler vardır. İşte bu, ihsan edicilerin mükâfatıdır. Ta ki, Allah yaptıkları kötü amellerini örtsün ve onları yapageldiklerinin en güzeli ile mükâfatlandırsın.ez-Zümer,39/33-35 İşte bu âyet-i kerimeler, Yüce Allah'ın veli kullarının niteliklerini ortaya koymaktadır. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah'ın onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracağını belirtmektedir. Bu da onların yaptıkları kötülüklerden tevbe etmelerinin bir karşılığı olarak verilecektir. O halde âyet-i kerimeler, Allah'ın veli kullarının Rasullerin dışında ve kimi zaman birtakım günahları işleyebilen kimseler olduklarını ispatlamaktadır. Buna tanıklık eden hususlardan birisi de şudur: Rasullerden sonra Allah'ın veli kullarının en faziletlileri olan Ashâb-ı Kiram, birtakım hususlarda pek çok hatalara düşmüşlerdir. Aralarında savaşlar meydana gelmiştir. Nitekim onların pek çoğunun da isabet etmedikleri ictihâdları da vardır. Bu hususta fıkıh kitaplarında olsun, başka eserlerde olsun, onların sözlerine muttali olanlarca bilinen pek çok delil vardır. Hafız İbn Hacer der ki: Tecelli ve riyazet ehlinin câhillerinden bazıları bu hadisi delil diye göstererek şöyle demişlerdir: Eğer kalp Allah tarafından beraber muhafaza altında ise kalbe gelen şeyler (havâtır) hatadan masundur. Ancak tarikat mensubu tahkik ehli kimseler buna şöylece itiraz etmişlerdir: Bu gibi şeylere Kitap ve Sünnet'e uygun düşmedikçe asla iltifat edilmez. Hatadan korunmuştuk ise yalnızca Peygamberlere aittir. Peygamber dışında kalanlar ise hata edebilir Meselâ, Ömer (r.a) ilhama mazhar olanların başı olmakla birlikte, kimi zaman bir görüş ortaya atar fakat Ashâbdan herhangi birisi O'na bu görüşüne muhalif bir haber bildirir, O da bu görüşü terkeder. onun bildirdiği o habere dönerdi. Her kim kalbine doğan ilham ile yetinerek Rasulullah (s.a)'ın getirdiklerine ihtiyacı bulunmadığını zannedecek olursa, işlenebilecek en büyük bir hatâyı işlemiş olur. Onlardan aşırıya kaçıp da Kalbim bana Rabbimden nakletti diyenlere gelince bunların hataları ise daha ağırdır. Böyle bir kimsenin kalbine doğan ilhamın şeytandan gelmediğinden emin olunamaz. Allah'tan yardım dileriz. Yüce Allah'ın Dostlarına (Velilerine) Düşmanlığın Haram Oluşu:Yüce Allah'ın dostlarından dost edinmek vacip olduğu gibi, onlara düşmanlık beslemek de haramdır. Çünkü hadis-i şerifte: Her kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona savaş ilan ederiz. diye buyurmaktadır. Yüce Allah'ın şu buyruğu da bunu gerektirmektedir: Sizin veliniz (gerçek dostunuz) Allah'tır, O'nun Peygamberidir. O'nun emirlerine boyun eğen, zekâtı veren, namazı kılan müminlerdir. Kim Allah'ı, Rasulünü ve mü'minleri veli (dost) edinirse, şüphe yok ki onlar, Allah'ın hizbidir. Şüphesiz Allah'ın hizbi galip geleceklerin ta kendileridir."(el maide, 5/55-56)Hadis-i şerif ayrıca bedenlerinde, şeref ve haysiyetlerinde yahut malla*rında Allah'ın dostlarına eziyet verenlere ağır bir tehdit vardır. Yüce Allah ise zalimlere mühlet verse dahi, onlara cezayı ihmal etmez."... ona savaş ilan ederim." buyruğunun anlamı ise, benim kendisine savaş açtığımı ona bildirmiş olurum demektir ki, bu da onu helak etmekle olur. Hafız İbn Hacer der ki: Bazılarına göre veliye düşmanlık edecek herhangi bir kimsenin bulunması şeklindeki ifadenin izahı zor görülmektedir. Çünkü düşmanlık iki taraftan olur. Velinin özelliği ise, kendisine karşı cahillik edenleri affedip bağışlamaktır.Buna şöyle cevap verilmiştir: Düşmanlık yalnızca meselâdünyevi muameleler ve davalara münhasır görülmemelidir. Aksine kimi zaman taas-subdan kaynaklanan bir nefretten de ortaya çıkabilir. Râfizi bir kimsenin Ebu Bekir (R.A.)'e buğzetmesi, bid'atçi bir kimsenin Sünnete bağlı olana buğzetmesi gibi. Bu takdirde her iki taraftan da düşmanlık sözkonusu olur.Allah'ın veli kulu bu düşmanlığı Yüce Allah için ve Allah yolunda yapar. Diğeri ise az önce belirtilen husus dolayısıyla düşmanlığını yapar. Açıktan açığa fâsıklık yapana da Allah'ın gerçek veli kulu buğzeder. Diğeri ise, kendisinin bu fışkını tepki ile karşılaması ve canının çektiği şeyleri işlemekten sürekli olarak kendisini alıkoymaya devam etmesi dolayısıyla veliye buğzeder.Diğer taraftan, karşılıklı düşmanlık tabiri kullanılmakla birlikte, bununla her iki taraftan birisinin bunu fiilen yapmakla birlikte, diğerinin ise kuvvet(potansiyel) olarak bu duyguyu içinde beslemesi kastedilebilir. Yüce Allah'ın dostlarına düşmanlık edenleri, sebebiyle tehdit ettiği düşmanlığa gelince; bu Allah dostuna Allah'ın emirlerine bağlanması, O'nun yasaklarından kaçınıp Allah'ın yoluna davet etmesi dolayısıyla beslenen düşmanlıktır. Şayet bu düşmanlık, herhangi bir anlaşmazlık yahut anlaşmazlığı gerektiren bir dava sebebiyle sözkonusu olmuşsa böyle bir düşmanlık hadisin kapsamına girmez. Nitekim Yüce Allah'ın gerçek dostlarının en faziletlileri olan Ebu Bekir ile Ömer Abbâs ile Ali ve benzerleri arasında meydana gelen anlaşmazlıklar bu kabildendir. Kulu Rabb'ine Yaklaştıran Şeylerin En Faziletlisi: Hadisi şerifteki: Kulum bana benim kendisine farz kıldığım şeylerden daha çok sevdiğim herhangi birşeyle yakınlaşamaz buyruğu ile ligili olarak Ömer b. el-Hattâb (r.a) şöyle demiştir: "Amellerin en faziletlisi Allah'ın farz kıldığı şeyleri edâ etmek, Allah'ın haram kıldığı şeylerden çekinmektir. Bir de Yüce Allah'ın nezdinde bulunan şeyleri samimi niyyet ile taleb etmektir.Kulu Rabb'ine yakınlaştırıcı bedeni farzların en büyüğü ise namazdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O halde O'na secde et ve yaklaş.( 96/19) Rasulullah (S.A.S.) de şöyle buyurmuştur: "Kulun Rabb'ine en yakın olduğu hal, secdedeki halidir.Aynı şekilde Allah'a yaklaştıncı farzlar arasında, sorumlu olan bir kimsenin sorumluluğu çerçevesinde adaletle hareket etmesi de vardır. Bu sorumluluk, ister kamuyu ilgilendiren bir sorumluluk olsun, ister özel, ister ailesi hakkında olsun Abdullah b. Ömer Rasulullah (s.a.v)ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir.Muhakkak adaletle hareket edenler Allah nezdinde nurdan minberler üzerinde Rahmanın sağında ki onun her iki eli de sağdır ya dırlar Onlar ise hükümlerindeaileleri hakkında ve yönetimleri altında bulunanlara âdil davrananlardır. Farzları edâ etmek suretiyle Allah'a yakınlaşmanın kapsamına aynı şekilde Allaha isyanı gerektiren işleri terketmek de girmektedir. Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle Hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle ![]() |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
| Sistem Bilgisi ve Linkler | Site Durumu |
|
|