iSLami Forum,iSLam Forum,Dini Forum,Dini Konular » isLam Kavramları - Konuları » Allah C.c » Kıyamdaki Sübhan İnsana Hatalarını Fark Ettirir
kayit ol

Allah C.c Allah Azze ve Celle

Tags: , , , , ,

Kıyamdaki Sübhan İnsana Hatalarını Fark Ettirir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 03-19-2010, 07:48 AM   #1 (permalink)
isLamForumLari.COM
 SeCReT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 2.363
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 10
SeCReT is on a distinguished road
Standart Kıyamdaki Sübhan İnsana Hatalarını Fark Ettirir

Namaz kılan kişi Kur’an okuma ve dua ifadeleri içerisinde ’ı anmaya “’ı hamd ve şükür minnet ve takdir duyguları içerisinde kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyorum. Rabb’imi O’na layık isim ve sıfatlarıyla tesbih ediyorum anıyorum. (Sübhaneke ümme ve bihamdike)
’ı tesbih etme “O’nu yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden hatalardan ve noksan sıfatlardan tenzih etmek” anlamını taşır. Aynı zamanda her canlı ’ı tesbih eder; yani O’nu hatırlar anar hal dilleriyle O’nu yüceltirler. Ayrıca tesbih etme yalvarma “Sabah ve akşam (günün iki ucuna girdiğinizde) O’nu hamd ile tesbih edin.” ayetinde ifade edildiği üzere namaz manasını da ifade etmektedir.
Bununla beraber ’ı tenzih etme “tüm varlık; yok olma ölme sonlu olma sıfatlarını üzerinde taşırken Hz. ’ın onlar gibi olmadığını O’nun bu sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce ’ı tüm varlık aleminin özelliklerinden istisna etme; ’ı O’na yakışmayacak sıfatlardan eş ve çocuk edinmekten her türlü kötü şeyden uzak bilmek; ’a itaat ve bağlılığa hızla üşenmeden koşma; ’ın mislinin ortağının zıddının benzerinin bulunmasından uzak olması; ’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler ve sıfatlar” anlamlarını ifade etmektedir. Ayrıca “Sübhan” kavramı “’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler sıfatlar ve güzel isimler” anlamını taşımaktadır.
’ı yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden hatalardan noksan sıfatlardan tenzih etmesi ’ı O’na layık olmayan sıfatlardan ve her türlü kötü durum ve isimlerden istisna etmesi sonucu ’ın kusursuzluğuna karşın birey kendi hatalarının günahlarının eksikliklerinin; olumsuz psikolojik yapısının ve karakter özelliklerinin farkına varacaktır.

İnsan “SÜBHAN” kelimesiyle Rabb’ini kullara ait eksik sıfatlardan tenzih ederek Rabb’inin kullarını asla bırakmayan vefa sahibi bir yaratıcı olduğunu VÂFİ ismiyle fark eder. Rabb’inin zikrini unutmakla kendini bile unuttuğunu idrak eder. Yani kul ’ın VÂFİ ismiyle vefasızlığını fark eder. ’ın SABÛR ismiyle sabırsız hallerini keşfeder. ’ın KERÎM ismiyle cimri tabiatıyla yüz yüze gelerek kendini İlahi ikramlardan geri bıraktığı an ve durumları hatırlar.

SÜBHAN İLAHİ İSİMLERİ İÇİNE ALAN BİR KALPTİR

Rabb’ini İlahi isim ve sıfatları ile andığını “SÜBHAN” diyerek ifade eden bir kul Rabb’inin Vâfi ismiyle vefayı Şekûr ismiyle şükrü Hay ismiyle manevi dirilişi Kûddus ismiyle maddi ve manevi arınmayı Vehhab ismiyle sonsuz ikram ediciliğini Afûvv ismiyle affediciliğini Vedûd ismiyle İlahi sevginin güzelliğini idrak eder ve diler. Bu yönüyle SÜBHAN İlahi isim ve sıfatları içinde barındıran bir kalptir… İlahi isim ve sıfatları kucaklayan anahtar bir kavramdır…

RÜKÛ’DAKİ SÜBHAN İNSANA HATALARINI İTİRAF ETTİRİR

Namaz kılan kişi rükûya eğildiği zaman “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek “Azim olan Rabb’imi yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden tenzih ederek O’nu güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” anlamına gelen ifadeyi okumaktadır.
Mevlânâ’nın tabiriyle insan Rabb’inin hesap anındaki sorularına cevap veremeyerek iki büklüm utancından rükûya eğilirken Rabb’in lütfuyla tekrar ayakta huzura durma imkanıyla sevincini “ kendisine hamd edenleri işitir (Semiallahu limen hamideh)” “Hamd Rabb’imiz içindir (Rabbena leke’l-hamd)” diyerek ifade eder.
Mevlânâ bu manevi hali şöyle anlatır:
Kıyam esnasında kişi Hakk’ın huzurunda kıyamette safların kurulduğu anı yaşar münacat ve hesap vermek için insanların durduğu gibi divanda durur. Kıyam anında kişi; kıyamet korkusuyla şaşkın Hakk’ın divanında gözyaşı döker. “Mahsulün nerede? Verdiğim mühlet içinde işlediklerin nedir?” gibi dertlendirici binlerce sual tarafından kendisine sorulur. Kıyama kalktıkça kul bu gibi suallerden utanır; iki kat olup rükûya varır. Utancından ayakta durmaya mecali kalmayıp rükûda Hakk’ı tesbih ederek yalvarır.
Hakk’ı “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek tesbih eder. “Yüce olan (Azim) terbiye edicim ve sahibim (Rabbî) Seni kullara ve yaratılmışlara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim. (Sübhan) ‘Sen Vafisin ben değilim. Sen Kerimsin ben değilim Sen Vedudsün ben değilim. Sen Rahmansın ben değilim…’ diyerek haddini bilir…

Hatalarını itiraf eder. “Yüce olan Rabb’imi O’na layık güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek Vâfi ile vefayı Sabûr ile sabrı Mütekebbir ile tevazuyu Rahman ile merhameti Şekûr ile şükrü idrak eder. Böylece kul bu isimlerdeki İlahi tecellileri ruhuna ve ahlakına zerk edebilir. Sübhan şırıngadaki ilacın bedene verilmesi gibi İlahi isim ve sıfatlardaki vitaminleri ve tecellileri ruha ve ahlaka verecektir. Bu nedenle “Sübhan” karakter gelişiminin özünü oluşturan bir kavramdır.
Yüce Rabb’ini kullara ve yaratılmışlara ait eksik sıfatlardan uzak tuttuğunu (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek ifade eden bir insan hatalarını itiraf eder haddini bilir. Haddini bilen hatalarını itiraf eden bu insanı Rabb’i tekrar huzura davet eder. Kul tekrar ayağa kalkar. Bu an kulun sanki utancının ve pişmanlığının affedildiği Rabb’in övgüsüne vasıtasız ulaştığı andır. Kul haddini bilme sonucu hatalarının affedilmesi ve tekrar huzura alınmasının sevincini “ kendisine hamd edenleri işitir.” (Semi u Limen Hamide) diyerek ifade eder. Sanki kul “Semi u Limen Hamide” diyerek Rabb’ine “Rabb’im hamdımı ve şükrümü övgümü ve takdirimi işittin. Bana tekrar ayakta durma imkanı verdin” demektedir. İşte o an kişi Rabb’i ile karşılıklı hamdlaşır. Yani kul “Rabb’im Seni övüyorum. Hamd ve şükrün takdir ve övgünün en güzeli senin içindir” (Rabbena leke’l-hamd) derken Rabb’i de ona “Hamdımı ve övgümü şükrümü ve takdirimi sana lütfediyorum ve seni övülmüş kullarımın arasına katıyorum.” müjdesini vermektedir.
Yani kul rukûdan kalkarken Rabb’ine “ kendisine hamd edenleri işitir. (Semi u limen hamide)” “Sen benim hamdımı ve şükrümü övgü ve minnetimi işittin bana tekrar huzurunda ayakta durma imkanı verdin; bana tekrar hamd etme lütfunu ikram ettin; beni övgü ve takdir ile anarak beni övülmüş kullarının arasına kattın; ama hakikatte hamd ve övgü şükür ve takdir senin içindir; hamd Sana layıktır (Rabbena leke’l-hamd) demektedir. Bu manevi hal içerisinde Rabb’i rükûdan henüz kalkan bu kulunu karşılıklı hamdlaşma neticesinde övülmüş; şükrü tevbesi ve pişmanlığı kabul olunmuş dostu kullarının arasına katar. Artık kişi sadece Rabb’ine karşı utanç ve korkusundan değil; bilakis Rabb’ine karşı hissettiği sevgi ve muhabbetin coşkusuyla secdeye Rabb’inin huzuruna kapanır.

SECDEDEKİ SÜBHAN İLAHİ İSİMLERLE BÜTÜNLEŞTİRİR

Secde noktasında alnını yere koyan insan bütün bu tanımların ışığı altında “Sübhane Rabbiye’l-A’la” derken Rabb’ine şöyle seslenmektedir: “Mekandan ve zamandan yüce olan; her türlü övgüden yüce şanı ve şerefi çok yüce olan azameti ile istediğine istediği şeyi yaptıran şeref sahibi olması nedeniyle kendinden üstün hiçbir varlık bulunmayan yaratılmışların hepsinden yüce olan onlara kudretiyle boyun eğdiren iftiracıların kötü sözlerinden kâfirlerin küfründen uzak vesveselerden münezzeh olan her yüceden daha yüce olan yüceler yücesi olan (A’la) terbiye etmesi vasıtasıyla beni kademeli olarak olgunluk sınırına taşıyan mutlak olarak bütün varlığımın gereksinimlerini temin eden bütün Rablik iddiasında bulunanların Rabb’i olması nedeniyle Rabliğini sınırsız ve sonsuz kabul ettiğim her şeyin efendisi önderi ve hâkimi olması hasebiyle benim tek sahibim kendisine itaat ettiğim biricik yöneticim ve hâkimim karakterimi olgunlaştırarak beni terbiye eden büyüten ve yetiştiren beni yaratıp ihtiyaçlarımı veren beni ruhsal fiziksel zihinsel ve duygusal anlamda olgunlaştırarak idare eden (Rab) Rabb’imi; yok olma ölme sonlu olma gibi aciz ve sonlu varlıkların eksiklerinden hatalarından ve noksan sıfatlarından münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce ’ı tüm varlık âleminin özelliklerinden istisna ediyorum; ’ı O’na yakışmayacak sıfatlarından; eş ve çocuk edinmekten her türlü kötü şeyden uzak biliyorum; ’a itaat ve bağlılığa hızla üşenmeden koşuyorum; ’ın mislinin ortağının zıddının benzerinin olması düşüncesinden O’nu uzak tutuyorum; ’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nu kendisi için tavsiye ettiği sözler sıfatlar ve güzel isimleriyle anıyorum hatırlıyorum. (Sübhan)

Özetle secdede “Yüceler yücesi yüceliğine had ve sınır çizilmeyen (A’la) terbiye edicim ve sahibim (Rab) seni kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim. (Sübhan). Sen Kerîmsin ben değilim. Sen Vâfisin ben değilim. Sen Sabûrsun. Ben değilim. Sen Rahmansın. Ben değilim diyerek insani sınırlarını çizmektedir.
Başka bir ifadeyle namaz kılan insan secde noktasında ’a en yakın olduğu bir durumu tecrübe etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de secde et ve yaklaş buyrularak Mevlânâ’nın ifadesiyle bedenlerimizin secde etmesi canı da Hakk’a yaklaştırmaktadır. Secde kendi İlâhi özünü gerçekleştirme imkanı bulmuş bireylerin aynı zamanda İlahi birlik ve bütünleşme duygusunu yaşadıkları son noktadır. Bursevi namazın şekilsel bir anlayıştan kurtulduğu kalbin secdesine dikkat çekerek şöyle demektedir: “Kim Bana bir karış yaklaşırsa ben O’na bir arşın yaklaşırım” hadisi kutsisinin de ifade ettiği üzere bu yakınlaşma kalbin Hakk’a secdesi miktarıdır.
Kul Yüceler Yücesi yüceliğine had ve sınır çizilmeyen terbiye edicim ve sahibim Seni Sana layık güzel isim ve sıfatlarınla tesbih ederim anarım. (Sübhane Rabbiye’l-Ala) diyerek kalbinin Rabb’ine secde etmesi oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşir. Vafi ile vefa Hay ile manevi diriliş Rahmanla merhamet Sabûrla sabır Şekûrle şükür Mütekebbirle tevazu kulun ruhunda ve ahlakında canlanır. Kalbin yakınlaşması oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşme mümkün olabilir.
Yunus Emre kulun İlahi isimler vasıtasıyla Hak’la ittisalini şöyle anlatır:

“Hak cihana doludur kimseler Hakk’ı bilmez
O’nu sen senden iste O senden ayrı olmaz”
Bu kavram iyi anlaşılmalıdır ki namazı gönlünden yakalayabilmemiz mümkün olsun. Bu kavram ’ı O’na layık isim ve sıfatlarla anmak suretiyle Bursevi’nin ifadesiyle “Namaz Hak’la ittisaldir”deki ittisali sağlayan bir kavramdır... Sübhan “’ı kullara ait kusurlu sıfatlardan uzak tutma yönüyle insanı insanî sınırlarıyla karşılaştıran bir kavramdır. SÜBHAN insanı insanî sınırlarıyla karşılaştırırken ilahi isim ve sıfatlarla bütünleştirerek Hak’la ittisale vesile olan bir kavramdır




SeCReT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 03-19-2010, 11:59 AM   #2 (permalink)
MeRve-
Guest
Mesajlar: n/a
Konuları:
Cinsiyet:
Standart

Allah razı olsun emeğine sağlık ..
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 03-19-2010, 12:43 PM   #3 (permalink)
isLamForumLari.COM
 VuSLaT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Feb 2010
Mesajlar: 406
Konuları:
Cinsiyet:
Tecrübe Puanı: 10
VuSLaT is on a distinguished road
Standart

Allah razı olsun emeğine sağlık...
VuSLaT isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Sistem Bilgisi ve Linkler Site Durumu