|
isLamForumLari.COM
 Üyelik tarihi: Oct 2009
 Mesajlar: 219
 Konuları:
 Cinsiyet:
|
Teslim olan, azad olur
Allahü teâlâ, kullarını kendisine ibadet etmek için yarattı. İbadet, zül ve zillet demektir. Yani insanın Rabbine, mabuduna, hakir, aciz, muhtaç olduğunu göstermesidir. Bu da, her aklın, nefsin ve âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp, Allahü teâlânın güzel ve çirkin dediklerine teslim olmak, gönderdiği Kitaba ve Peygamberlere inanmak, bunlara tâbi olmak demektir.
İman, korkusuz olmak, İslam ise, boyun bükerek teslim olmak ve kurtulmak demektir. İslam kelimesi, nefsini teslim etmek, boyun eğmek, selamete ulaşmak ve sulh manalarına gelmektedir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri ise İslamı; “Allahü teâlânın emirlerine teslim olmak ve boyun eğmek” diye tarif etmiştir.
İmam-ı Rabbani hazretleri bir talebesine yazdığı mektupta buyuruyor ki:
“Allahü teâlâ, kendini aramak arzusunu arttırsın. Ona kavuşmaya mani olan şeylerden sakınmak nasib eylesin! Allahü teâlâyı istemekte, Onun için yanıp yakılmakta olduğunuzu bildirdiği için, çok hoşa gitti. Çünkü istemek, kavuşmanın müjdecisidir. Yanıp yakılmak da, kavuşmanın başlangıcı demektir. Büyüklerden biri buyuruyor ki, “Vermek istemeseydi, istek vermezdi.” İstek nimetinin kıymetini bilip, bunun elden kaçmasına sebep olacak şeylerden sakınmalıdır. Bu nimetin elden çıkmamasına en çok yarayan şey, buna şükretmektir. Çünkü, sure-i İbrahim yedinci âyetinde mealen, (Nimetlerime şükrederseniz, elbette arttırırım) buyuruldu. Hem şükretmek, hem de, Ona sığınmak ve başka bir şeyi sevmemek için ağlamak yalvarmak lazımdır. İçten, ağlamak, yalvarmak gelmezse, kendini zorlamalıdır. “Ağlamazsanız kendinizi ağlatınız!” demişlerdir. Kâmil ve mükemmil bir zatı yani yetişmiş ve yetiştirebileni buluncaya kadar, bu isteği, bütün sıcaklığı ile kalbinizde saklamak lazımdır. Böyle birisi ele geçerse, bütün arzuları, istekleri, onun eline bırakmalı, ölü yıkayıcının elinde teneşirdeki meyyit gibi olmalıdır. Yani, tasavvuf yolunun sonuna ermiş ve başkalarını da erdirmek için geri dönen bir zat bulunca, ona teslim olmalı. Önce, kendini onda yok etmeli, yani kendine değil, ona uymalı. Böyle olan kimsenin, yavaş yavaş kendi arzuları aradan kalkar ve bu kimse, Allahü teâlânın iradesi ile hareket etmeye başlar.”
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin sağlığında kasabın biri, bir danayı kesmek için satın alır. Dananın ayaklarını bağlayıp yatırmak istediğinde, dana, ipleri koparıp kaçar. Kasap arkasından yakalamak için koştuysa da yetişemez. Dana, Mevlana hazretlerinin babasının mezarı yakınlarına gelir. O esnada mezarın başında Mevlana hazretleri Kur’an-ı kerim okumaktadır. Dana, hal lisanıyla ona; “Beni bu kasabın elinden kurtar” diye yalvarır. Mevlana hazretleri, dananın sırtına elini koyup okşar ve; “Üzülme, cenâb-ı Hak her şeye kadirdir” buyurur. Bu sırada kasap, elinde urgan ve bıçak olduğu halde soluk soluğa çıkagelir. Mevlana hazretleri, gelen kasaptan, dananın azad edilmesini, hürriyetine kavuşturulmasını ister. Kasap da Mevlana hazretlerinin hatırı için danayı azad eder. Kasap gidince Mevlana hazretleri, mübarek elini dananın üzerine koyup dua eder ve o günden sonra bir daha o danayı gören olmaz. Bunun üzerine Mevlana hazretleri, talebelerine hitaben; “Bu dana, kesilip pişirilecek zamana gelmiş iken, bizim tarafımıza gelmek suretiyle, kesilip parçalanmaktan kurtuldu. İşte bunun gibi bir insan da, Allahü teâlânın evliyasına can-u gönülden teslim olup emirlerine uygun yaşar, ona talebe olursa, kıyamet gününde Cehennem’e götüren meleklerin elinden kurtulur” buyurur.
Netice olarak bir kimse, bir işi, Allahü teâlânın izin verdiğini düşünmeden, kendi görüşü ile yaparsa, cenâb-ı Hakka kulluk yapmamış, Müslümanlığın icabını yerine getirmemiş olur. İman, imanın şartlarını öğrenip, bunlara kalbinden inanmak demektir. İman eden, Allahü teâlânın emirlerini öğrenir, bunlara teslim olur yani bu emirleri seve seve yapar ve böylece kurtuluşa erer.
|